Yozgat bu güne kadar ne çektiyse sağlığından çekti.
    Bozulmaya görsün vatandaşımın sağlığı. Allah'ım birde ciddiyse, ince hastalıksa yollara düştüğünün ta kendisidir.
    Gidilecek şehir Ankara mı olur, Kayseri mi, ya da Sivas mı?
    Kim varsa etrafımızda komşu, yıllar yılı hastane yollarında geçti ömrümüz.
    Hasta yakını hastane bahçelerinde, banklarda geçirdi ömrünü.
    Hastanın git-gellerle ömrü zaten tükenip bitti. 
    Benim Yozgatlım ne çektiyse sağlığından çekti demek aslında hafif bir tanımlama…
    Kalbi tekledi koştu Ankara'ya, ince bir sızı düştü yüreğine koştu çok uzaklara.
    Sevklerin önü kesildi kesilmesine ama yolculuğu bitmedi insanımın.
    Çok yakın zamandan bir örnek.
    Unuttunuz mu yoksa minik Sudenaz'ı…
    Henüz 3 yaşındaydı, boğazına kaçan plastik parçası aldı ömrünü.
    Azrail onu boğazından yakalarken Yozgat'ta çaresiz oturduk ölümünü izledik.
    Doğum Evi'nde gerekli tıbbi müdahaleyi yapamadığımız için öldü Sudenaz…
Sudenaz sadece bir örnek, yıllarca kim bilir kaç Sudenaz can verdi sessiz sedasız bu şehirde doktoru olmadığı için.
    Hastane kapılarında çile dolduran Yozgatlı'ya bir ışık Tıp Fakültesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi.
    Böyle bir hastanenin varlığı Yozgatlı için sağlıktan öte bir kazanç.
    Bu güne kadar yaşananlara değinmek istemiyorum. Tanıyanlar bilir, geçmişe takılan, takıldığıyla yaşayanlardan değilim.
    Benim önceliğim Yozgat!
    Tıp Fakültesi Hastanesi Yozgat'a ne kazandırır, ben ona bakarım.
    Mevcut kapasitesine ne katar onu hesap ederim bir Yozgatlı olarak!
    Yakın zamanda hasta muayene etmeye başlayan hastanenin eksiklerinin olduğunun farkındayız.
    Hastanenin eksiklerinin olması demek, hiç açılmaması anlamına gelmiyor elbette.
    Bir yerden başlamak gerekiyordu az veya çok!
    Nihayetinde muayeneler başladı kısa bir süre önce.
    Günlük 200-300 hasta muayene ediyor bu haliyle. Bu demek oluyor ki, yakında kapasite artacak/artmalı.
    Önemli olan artan talebe yanıt verecek bir Tıp Fakültesi Hastanesi oluşturmak.
    Bunu kim yapacak?
    Hastane başhekimimi…
    Doktor, hemşire, hasta bakıcı…
    Ya da dekan, rektör, kim?
    Sağlığı bozulduğu gibi üstene birde yollarda, yabancı kentlerde hastane koridorlarında çile çeken bir Yozgat'ı bu rezillikten kurtaracak bir hastane kurulmuş topraklarımızda.
    Bu kurumun doğrulup, ayağa kalkması…
    Kalp krizi geçiren bir hastaya müdahale edebilecek, açık kalp ameliyatları, beyin cerrahi ameliyatları,
    Ve şuan aklımın ermediği pek çok ameliyatı ve müdahaleyi yapabilecek kapasitede.
    En azından yeni Sudenaz'ların ölmemesi, hayatta kalması için mücadele edebilecek bir Tıp Fakültesi Hastanesi kurmak için her Yozgatlı'nın yapması gereken bir şeyler olmalı.
    İşte bu yüzden hastanenin tek başına başhekimin, dekanın, hemşirenin, doktorun değil, tüm Yozgat'ın katılımı, omuz vermesi ile ayağa kalkacağını,
    Yozgatlı'yı büyük bir çileden kurtaracağını bilmek gerekiyor.
    Tabi bunu yapmanın da iki yolu var.
    Birinci yol, hastanenin gelişip, kalkınmasında kimler sorumlu ise kapılarını sonuna kadar Yozgatlı'ya açmalı.
    Daha şeffaf, daha katılımcı, daha halkla iç içe bir yönetim uygulamalı.
    Yozgatlı da aynı şekilde takipçi, bir yerine on adım atan, hastanesine sahip çıkan bir yapıda hareket etmeli.
    Tıp Fakültesi Hastanesi'nde bu sıralar bir hareket var.
    Gerek dekan, gerekse başhekimi bu hareketliliği kamuoyunun katılımını sağlayarak artırma gayretinde.
    Yozgat'ta kamuoyuna yön veren dinamiklerin; başta sivil toplum kuruluşları olmak üzere, gazeteciler, bürokratlar, siyasiler bu süreci yakından takip etmeli, benimsemeli, sahiplenmeli.
    Bu güne kadar eleştirilerimde her zaman yapıcı olmaya çalıştım.
    Her zaman şu gerçeği hatırlattım; Yozgat'ta bir vatandaş kalp krizi geçirdiğinde ona müdahale edebilecek kapasitede bir Tıp Fakültesi Eğitim ve Araştırması Hastanesi yoksa bunda herkesin bir vebali, sorumluluğu var.
    İşte o sorumluluğu sırtlayacak, göğüsleyecek yiğitliğe sahip olmak, yürekli olmak gerekiyor.
    Ben gelecek adına çok güzel şeyler olacağını umut ediyorum, olmalı, olması gerekir diye düşünüyorum.
    Hastane kapılarında yaşadığımız çileye neşter vurmak adına sırt dönmek yerine sahip çıkmak sanırım en doğru olanı.
    Bu doğruyu birlikte kabullenmediğimiz müddetçe Tıp Fakültesi Hastanesi sadece emekler. Yürüyüp, ayağa kalktığını görmek için ise daha çok bekleriz.
    Tıp Fakültesi yaşamalı ki Sedanez'lar yaşasın.
    En azından bir mücadelemiz olsun, hayata ve yaşama dair!