İsraf için sözlükler aynen şöyle diyor: “Arapça bir kelime olan israf “serefe” kökünden gelmektedir. Seref, yemek, içmek, giyip, gezmek gibi meşru ve mübah olan hususlarda ma'kul ve ma'ruf sınırı aşmak demektir.”
    Yüce kitabımız Kur'an-ı Kerim'de insanın kendini ve sahip olduğu değerleri acımasız olarak harcamasının israf olduğu bildiriliyor.
    Yüce Allah'ın bu yöndeki hükümleri aynen şöyle:
    “Ey Adem oğulları! Her secde edişinizde güzel elbiselerinizi giyin; yeyin, için, fakat israf etmeyin; çünkü Allah israf edenleri sevmez.”
    Biraz araştırınca Kur'an-ı Kerim'de 17 tane israfla ilgili ayet-i kerime olduğunu öğrendim.
    Bu ayet-i kerimelerden 4 tanesi yeme-içme, giyme ile ilgili,
    Geri kalan 13 tanesi ise insanın israf edilmemesi ile…
    Yiyeceğin, içeceğin, giysinin, nefesin, hatta zamanın israf edildiğini duymuştum ama insanın israf edildiğini ilk defa duyuyordum.
    Bu yüzden benim gibi bilmeyenlerin olduğunu düşünerek insan israfının ne olduğuna biraz baktım.
    İnsan israfı, Kur'an-ı kerim'de 'İnsanın yaptığı şeylerde haddi aşmaması' diye tarif ediliyor.
    Yani, biraz daha açacak olursak; “Rabbine ibadet etmesi için yaratılan insanın, isyan etmesi haddi aşmaktır. Dünyadan cennete doğru uzanan sırat-ı müstakimden çıkıp, cehenneme doğru yol olması haddi aşmaktır, israftır” diye tabir ediliyor.
    Kur'an-ı Kerim insan israfına diğer yiyecek, içecek israfından daha fazla yer veriyor.
    İnsan israfını başka bir gün konuşmak üzere bir kenarda bırakıp konumuza dönelim.
    Yozgat'ta çöpler israf kokuyor!
    Yaşadığım kentteki insanların israfını dile getirmek için nasıl bir başlık atabilirdim, nasıl bir dikkat siyasi gündemden israfa yer verilmesinin yolunu açardı, diye düşünürken bu başlığı buldum.
    Yozgat'ta israf adına gördüklerim ve hissettiklerimi açıklıyor aslında başlık.
    Mübarek Ramazan ayında yeme-içme konusu bir adım daha ön plana çıktı.
    Yaşamak için yiyip, içmesi gereken insanoğlu, Ramazan ayında daha da önem veriyor iftarına.
    Mesela akşam yemeğinde 2 çeşit yemek yerken bir çok insan Ramazan'da çeşidi ve miktarı artırıyor.
    Yemek oranı arttıkça israf da katbekat artıyor.
    Yolda yürürken lütfen açın bir çöp konteynırı.
    Bakın bakalım nasıl bir manzara karşılayacak sizleri.
    Yozgat gibi bir kentte dahi bu denli israf oluyorsa büyük şehirlerin halini düşünemiyorum dahi.
    Pakistan'da bir lokma ekmek için bir birinin gırtlağına sarılan insanları mı örnek vereyim,
    Yoksa ülkemizde iftarını açmak için bir tas çorbaya muhtaç olan insanların varlığını mı?
    Varlık ve yokluk arasında ince bir çizgide yaşayan insanoğlu, maalesef israf konusunda alabildiğince duyarsız.
    İftar sonrası yemekler maalesef çöpe gidiyor.
    Aç, yoksul, biçare, zor durumda insanlar yaşıyor ülkemizde.
    Bu ülkede 10 asgari ücretlinin hatta 100 tanesinin maaşını bir gece eğlencesine yatıran insanlar var.
    Onları da biliyorum ama benim kaygım onlarla ilgili değil.
    Ne aklım ne de mantığım ne gücüm o insanlara yetmez.
    Ama aynı şehri paylaştığım insanların yol açtığı israfın boyutlarını anlatmaya,
    Bildikleri yanlışı hatırlatmaya az da olsa bir katkım olur düşüncesindeyim.
    Evet efendim,
    İsraf kenti Yozgat'ta yaşıyoruz.
    Birlikte yaşıyoruz.
    Sen, ben, siz, biz, hepimiz bu toplumun insanıyız.
    Ortak paydamız Yozgat, ama maalesef bizler bir ekmeği dahi paylaşamazken, alabildiğince israf dolu bir yaşantı içerisindeyiz.
    Yediğimiz ekmeğin bir gün dahi beklemesine tahammülü olmayan ev hanımları var bu şehirde,
    Beyler, size ne demeli, yemeğin dökülmesine nasıl müsaade ediyorsunuz.
    Haberiniz mi yok, o halde bu günden itibaren olsun. İftar sofrasından kalkınca terk etmeyin mutfağı gözünüzle görün kalan yemeklerin nereye gittiğini.
    Komşusuna bir tabak yemeği iftar ikramı olarak vermeyi kendine zul sayan bizler israfta o denli cömerdiz.
    İşte bu yüzden Yozgat'ın çöplerinden pis kokular değil, israf kokuları yükseliyor.
    Bazen diyorum, bu kokular acaba ruh halimizi, vurdum duymazlığımızı, bihaberliğimizi, kaygısızlığımızı, alabildiğince savurganlığımızı mı yansıtıyor.
    İsrafı kokladıkça kendimden utanıyor, Pakistan'da, ülkemin doğusunda batısında, kuzeyinde güneyinde aç kalan çocukları, biçare insanları hayal ediyorum.
    Biraz daha yakına geliyorum gözümün önüne belediye aşevinde bir tas çorba için sıra bekleyen kadınlarımız geliyor.
    Kahroluyorum…
    Mahvoluyorum, ama elimden bir şey gelmiyor!