Mevsim bahara çalıyor. Yaz başladı başlayacak.
    Ekinler yeşereli çok oldu, köylü fiği de ekti tarlasına.
    Güneşin kızacağı günlere çok az kaldı.
    Kışın ayrı güzel yazın ayrı güzel Yozgat.
    Ama güzellik sorunsuz olmuyor maalesef.
    Gülün dikensiz olmadığı gibi.
    Gelelim asıl mevzua.
    Madem yaza giriyoruz o halde yaz mevsiminde bizleri bekleyen sorunları şimdiden konuşalım.
    Memlekette yaz gelince öğrenciler gider. Bir ıssızlık çöker bozkırın üzerine.
    Yaprak düşmez dalından. Gelirse biraz gurbetçi. Onlarında baba ocağı kavramı kalmadı ya, neyse…(O konu biraz geniş…)
    Yozgat’ta yazın büyük sorunlarından bir tanesidir düşen iş hacmi.
    Ekonomik anlamda esnafta tık olmaz. Yüzü gülerse hamalın, inşaatçının, ustanın yüzü güler.
    Yani belli bir kesime hitap eder memlekette yaz mevsimi.
    Memleketten giden öğrenci, tatilci, azda olsa dönen çarkı durdurur yokluğuyla.
    Bizim buraların kaderi bu olsa gerek.
    Yaz gelince memleketin susuzluk derdi başlar mesela.
    Geçen yıllar da ciddi manada hissetmedik ama küresel ısınma denen şey bu yaz kavuracağa benziyor.
    E, bizim memlekette halı yıkanır, otomobil yıkanır, çeşmelerin muslukları bozulur, su borusu patlar günlerce akar durur.
    Hal böyle olunca susuzluk katmerlenir.
    Şu Cumhuriyet Meydanı’ndaki çeşmenin dahi musluklarını kırar atarız.
    İnsanın o muslukları söküp atanlara bir yerine mi dokunuyor niye söküyorsun diyesi geliyor ama olmuyor işte, terbiyem müsaade etmiyor.
    Memlekette yaz sorunu bir değil ki…
    Bir de çekirdek sorunumuz var.
    Ahali şimdiden toplanmış Cumhuriyet Meydanı’na öğütüyor da öğütüyor.
    Genci, yaşlısı, kadını, kızı yediği çekirdeğin kabuğunu gözünü kapatıp tükürüyor etrafa.
    E, belediye işçisi babamızın uşağı ya (!) nasıl olsa… Temizlesin işi ne…
    Bu anlamsız mantık mı bizi insanlığımızdan uzaklaştıran bilemiyorum ama bana göre Yozgat’ta yaz aylarının en iç acıtıcı sorunu bu.
    Kabuklu yemiş yiyenlerin ve yetkililerin kulağına şimdiden kar suyunu kaçıralım da bir önlem alınsın yaz başlamadan.
    Aklıma geldi canım sıkıldı iyi mi…
    Yahu memleket dilenciden geçilmiyor. Attığınız adımda dilenci.
    Orası dilenci, burası dilenci, kapımı açıyorum karşımda dilenci, sokakta selam verdiğim saçlı sakallı adam dilenci.
    Sanırım bir minibüse doluşup geliyorlar, Yozgat’a yayılıyorlar.
    Eskiden yaz aylarında daha çok olurlardı ama bu sene yazı beklememişler.
    Evlerin kapısını çalan bu insanlar ‘Allah razı olsun’ diyerek kandırıyor insanları.
    Paradan başkasını da kabul etmiyorlar ha.
    Aman ha, özellikle de ev kadınlarına seslenmek istiyorum, sakın kapınızı açmayın.
    Bunların çoğu suçlu, hırsız, aklınıza ne gelirse her türlü zararı vermeye meyilli insanlar.
    Kapınızı açmayın, açmadığınız gibi de polise bildirin bu insanları.
    Bu yaz da otopark sıkıntısı çekeceğimiz aşikar.
    Memlekette park edecek yer yok ama saygısız şoförler de zibil gibi arkadaş.
    Bir insan başkasının çıkacağı yere park eder mi otomobili.
    Özellikle de çift sıralı parklar.
    Polis ceza yazıyor muş, yazsın abi…
    Birilerinin canı yanmazsa şu iş düzelmez.
    Polis vatandaşa, vatandaş da otopark sorununu bir türlü çözemeyenlere kessin cezayı.
    Yoksa bu yaz da otopark yüzünden çok sıkılacağız söylemiş olayım.
    Biz çevreye çöp atmaya alışkınız alışkın olmasına ama lütfen bu yaz Yozgat daha temiz olsun.
    Bizim çevreye karşı saygısızlığımız amenna, ama temizlikte de Çorum’u örnek alalım lütfen.
    Çamlığın kapısına bekçi mi koyarsınız, yoksa pikniği mi yasaklarsınız bilmem.
    Ama bu kafayla bu yaz da çamlığa piknik için gidersek demedi demeyin, ya Çamlığı yakarız (Allah korusun), ya da ‘Çöplük çamlık’ olur.
    Birileri gelsin temizlesin mantığıyla çevresine saygısız, insanlara saygısızlar yüzünden Çamlık piknik dönemlerinde çöplüğe dönüyor.
    Kimse kimsenin çöpünü temizlemek zorunda değil arkadaş!
    Ben Çamlık adına bu yaz kaygılıyım. Mastır planı rafa kalktı belli, bari elimizdeki kalanı düzgün kullanalım.
    O yüzden Çamlığın kapısına bekçi mi korsunuz, yoksa başka bir önlem mi alırsınız siz karar verin.
    Ama Çamlık çöpe dönmesin lütfen.
    Yaz ayı sorunlarıyla geliyor gibi görünse de güneşi görmek güzeldir.
    Güneş ruhun gıdası, doktoru eve girdirmeyen en büyük ilaçtır.
    Bu ilacın bu yaz da tüm Yozgat’a mutluluk, huzur, sağlık ve güzellikler getirmesini istiyorum.
    Sorunlara gelince, birazını ben söyledim, birazını da siz tespit edin.
    Sorunsuz bir yaz temennisiyle, şimdilik bu kadar.
SİYASET RÜZGARI
SİYASİ VAATLER
Eskiden siyasetçiler bol keseden sallamış.
    Önüne gelen vaat etmiş, ardına dahi bakmadan.
    Tabi biz de yutmuşuz.
    İşte onlardan bazıları, gördüm çok şaşırdım, okuyun siz de şaşırın:
    - Süleyman Demirel seçim vaatlerinde de tartışmasız bir numara. Yasaklar sonrası yeniden siyasete döndüğü 1991 seçimlerinde "kim ne veriyorsa beş lira fazlasını vereceğim" sözü ile hafızalara kazınan Demirel, ekonomiyi 500 günde düzlüğe çıkarma sözü verdi. Yüzde 27 oyla iktidar oldu ancak sözlerini yerine getiremedi.
    - DYP-SHP hükümetinde ekonomiden sorumlu devlet bakanı olar Çiller herkese biri ev biri araba olmak üzere iki anahtar vaat etti. 'Her mahallede yüz trilyoner olacak' dedi, bunu `her köylüye traktör` sözü takip etti. Demirel sonrasında Başbakanlık koltuğuna oturdu ama verdiği sözleri yerine getirmedi.
    - Cumhuriyet Halk Partisi 2002 seçimlerine üniversiteye giriş sınavlarını kaldırma ve 1 milyon işsize iş sözü ile girmişti. İktidar olamayınca doğal olarak hiçbirini yerine getiremedi. Kemal Kılıçdaroğlu ise vaad yarışında Deniz Baykal'ı da geçti. Yoksul ailelere 600 TL maaş bağlayacağın söyleyen Kılıçdaroğlu'nun "parayı nerden bulacaksın" sorusuna verdiği " Benim adım Kemal, ben bulurum" cevabı ise kimseyi tatmin etmedi. Parası olmayana bedelsiz askerlik ve askerlik süresini 6 aya indirme sözleri de kamuoyunda şaşkınlıkla karşılandı.