Ama ben bu gün biraz zora girmek istiyorum müsaadenizle.
Kusura bakma Ahmet Hakan (Hürriyet Gazetesi yazarı), yazılarını ara sırada olsa hakikaten beğenerek okurum Yozgatlılığına sitemkar olsam da.
Aslında Yozgatlılığını beğenmesem de demek isterdim ama ben insanların birbirinin Yozgatlılığı hakkında yorum yapma hakkına sahip olmadığına inananlardanım.
Her insan verdiği değer kadar değer bulur, gördüğü değer kadar değer kazanır.
Yozgatlı bunun burası, değer görmediklerine de değer vermesini bilir,
Boynunu büker, dilindekini yüreğine akıtır susar.
Madem siz Yozgat’tan bahsetmişiniz (Ki uzun zamandır Yozgat’a dair kelimeler döküldüğünü görmemiştim kaleminizden) o halde birkaç kelam da ben etmeliyim diye düşündüm.
Zaman zaman da olsa sizin yeriniz de, ya da Yozgat’tan yetişmiş üstat gazetecilerin yerinde olsam Yozgat’tan nasıl, ne şekilde bahseder,
Yozgat’ın neresine ne şekilde bir faydam dokunur diye düşündüğüm olmuştur.
Öyle ya kaleme güçlü, yorumu etkili, ismi marka olmuş, üstelik ülkeye malolmuş bir gazeteci olmanın bir etkisi de olmalı haliyle…
Ne yalan söyleyeyim buralardan oraları düşünmek çok da kolay iş değil.
Bizim buranın hayat düzeni, raconu ile oralar arasında eminim dağlar kadar fark vardır.
Son yazınızda Yozgat’ın imajını kurtarmak (!) için bir hayli mücadele (!) etmişiniz eksik olmayın!
Yazınızın bizi ilgilendiren bölümünü bu gün üç kez okudum, atladığım, es geçtiğim, görmezden geldiğim bir yer olmasın diye.
Yozgat’ın sosyal medya mecralarının bir numaralı şamar oğlanı olduğunu söylemiş,
Yıllardır sırtımızda gezdirdiğimiz “yobazlık” yaftasını siz de dillendirmişiniz!
Evet bu memlekete yobaz demiş kim demişse…
Kabul etsek de etmesek de böyle bir yafta var.
Hakkımızda yazılan, çizilen olumsuz şeyler bir hayli fazla.
Aslında yazılan olumsuzlukların birçoğu pek çok ilde, yörede ziyadesiyle mevcut.
Ama onların ki dile gelmez hiçbir zaman.
Kabus şehri portresi çizildiği söylemini kabul etmiyor, gazeteciliğin verdiği üslup olarak değerlendiriyorum.
Dışardan bakınca o kadar da öcü gözükmüyoruz.
Ahmet Hakan gibi ünlü gazetecileri yetiştirmiş bir kentin insanı da inan çıkardığı gazeteciler kadar aydın.
Ramazan da oruç yiyenler dövülmüyor bizim buralarda.
Tam aksine oruç yiyenler tutanların hakkına sonuna kadar saygısızlık ediyor,
Sosyal yaşamın sıfırlığı dediğin şey, ünlü gece kulüpleri, eğlence merkezleri ise tamam sıfır…
Ama bizim buralarda da kendimize göre sosyal alanlarımız var.
Yazın çamlık çok hoş olur mesela.
Bir kavurga muhabbetimiz var sorma gitsin…
Tarihi mekanlarda bizde keyf-i alem ederiz.
Bir festival yaparız moralimiz düzelir.
Sen en son ne zaman geldin hatırlıyor musun (memleketine)…
Tamam tandır kebabından, Abbas Sayar’dan, Lise Caddesi’nden bahsetmişin de,
Artık bunların da ötesinde bir Yozgat var haberin var mı?
Mesela memleketin topraklarından sıcak sular çıkıyor,
Hem de ne su, şifası da serası da fevkalade,
Bilmiyorum hatırlar mısın 2006’da Bozok Üniversitemiz kuruldu.
Hızla büyüyor, gelişiyor…
Sahibi bir Yozgatlı bir de Allah…
Devlet-i aliye de imkanlarını sunuyor Allah zeval vermesin.
Mahalle aralarında elektro bağlamalı düğünler hala oluyor ama düğün salonlarının sayısı da bir hayli arttı memlekette haberin olsun.
Çarşı Hamamı da var memlekette termal otellerde,
Sosyal medyada öcü gibi gösterenler utansın.
Utansın utanmasına da…
Dost acı söylermiş üstad…
Bu memleketin en büyük sorunu sahipsizlik.
Giden ardına bakmamış, unutmuş!
Bir festivaline katılmak çok gelmiş kimine.
Gelen de keyfine bakmış, dibine bakmamış.
Madem Yozgat’ı müdafaa etmişin o halde bunları da yaz unutma sakın.
Yozgat’tan giden ardına bakmıyor de,
Büyük puntolarla yaz lütfen…
Senin yanında gazeteciliğimizin esamesi okunmaz belki ama şimdilik gitmediğim için unutanlardan olmadım…
O yüzden orada senin yerinde olsam Yozgat’a dair neler yazardım, nasıl bir katkı sunabilirdim diye ılık düşler görürüm ara sıra.
Ama senin yerinde olsam ve bu yazıyı senin yerine kaleme alsam bir kere şunu yazardım:
Senin gibi “Bizim Yozgat” demek yerine,
Memleketim Yozgat derdim…
Yozgat’ın insanları diyeceğime hemşerilerim der,
Önce kendi mahallemden başlardım yazmaya.
Madem Yozgat’ı hatırladın en azından Yozgat’ı unutma.
Unutma ki senden sonra yetişen gazeteciler seni örnek alabilsin değil mi üstat?
YOZGAT RÜZGARI
Herkes her şeyi satarsa…
Herkesin her şeyi sattığı esnaflığın, ticaretin ahlak kuralları sınırını çoktan aştığı bir dönemdeyiz.Herkesin her şeyi sattığı dönem…
Artık etin kasaptan, kuruyemişin kuru yemişçiden, kahvenin baharatçıdan, meyvenin manavdan alındığı dönem artık çok gerilerde.
Özellikle son dönemde her şeyin çakması yani kopyası da üretilmeye başladı.
Ürünlerin orijinalinden yarı fiyatına satılan dükkanların arttığı bu dönemde Yozgat gibi kentlerde esnaflık neredeyse bitme noktasına gelmiş durumda.
Kimin kapısını çalsak “işler kesat” diyor…
Yozgat’ın potansiyeli ortada, bir de her şeyin üstelik yarı fiyatına çakma da olsa satıldığı dükkanlar var ya…
İşte onlar esnaflığın dibini kurutmaya başlamış.
Böyle nereye kadar gider bilinmez ama manavından kabasına, zücaciyesinden kırtasiyecisine pek çok sektörü sekteye uğratan bu karmaşa Yozgatlı esnafın başını yakacak gibi.
Sıla buraysa yolculuk nereye hemşerim
Eskiden gurbetten gelenler baba ocağının kokusunu, havasını, ekmeğini, suyunu özler, son saate kadar hasret giderirdi.
Hasretlik gözde tüten bir tütün, yürekte yangın idi…
Ama şimdi öyle mi?
Gurbetten yedi düvel öteden geliyor gurbetçi, üç günü köyünde bir ayı tatil yörelerinde geçiyor günlerinin.
Bayramların tatile döndüğü günümüzde hasretliklerde tatil kentlerinde giderilir.
Baba ocağının gözde tüten kokusu üç gün hissediliyor anlayacağınız.
Biraz önce “Gurbetçiler dönüş” yolunda diye bir haber okudum da aklıma geldi,
Baba ocağında üç gün, tatil yörelerinde bir ay süren ziyaretin dönüşünde gurbetçilerin yüreğinde hasretlik gitmeden mi başlıyor acaba?