Yaşantımızı anlamlı ve yaşanılabilir kılan kişinin yaşadığı mekandır. O mekanı anlamlı ve yaşanılabilir kılan ise o mekanda bulunan kişilerdir…
    İnsan ve mekân ilişkilerini önemseyen ve bu topraklar üzerinde var olmanın, üretmenin, hizmet etmenin en önemli unsurlarından biri olarak insan ve mekân ilişkisinin çok önemli olduğunu düşünen biri olarak, yaşadığı şehre ve şehrin insanına dair bir şeyler söylemenin ve bu söylemi dile getirmenin bir sorumluluk olduğu gerekçesiyle okuyucularımızın karşısına çıkmanın heyecanını yaşıyorum. 
    Şehirli olmak ve şehirde yaşamanın ne kadar değerli bir şey olduğunu öğrenmek gerekir. Şehirde yaşamak, her anlamda bilinç düzeyini yüksek tutmayı gerektirir. Yeri gelince konuşmayı, eleştirmeyi, yeri gelince susmayı, dinlemeyi, övmeyi gerektirir. Körü körüne bağlanmamayı, sevmeyi, aşık olmayı, nefret etmeyi, kafa tutmayı gerektirir. Şehirde yaşamak tüm bunları yapmayı gerektirir ama bunları yaparken her şeyi yerinde ve zamanında yapmayı gerektirir.
    Konuşmak gerekirken susarsak, övmek gerekirken yerersek, sevmek gerekirken söversek, tutup kaldırmak gerekirken bir tekme de biz atarsak bu şehirli olmamak demektir. Şehri sevmemek demektir. Yaşadığımız mekâna ve topraklara ihanet etmek demektir.
    Yozgat…
    Soğuk şehrin sıcak insanları olarak ifade edilen bir coğrafya. İçinden yüzlerce iş adamları, bürokratlar çıkaran şehir. Son zamanlarda sürekli dile getirilen “bu şehir adam olmaz” denilen şehir. “Bu şehirde yaşamak, bu şehirde ticaret yapmak zor kardeşim” denilen bir şehir. Sürekli olumsuzluklar dile getirilen hep gidenlerden bahsedilen bir şehir.
    Yozgat…
    Şehri ayakta tutan dinamikler vardır. Şehrin kanaat önderleri vardır. Şehrin ruhu vardır. Şehrin tarihi ve kültürel zenginlikleri vardır.
    Şehre kim sahip çıkarsa şehir onundur.
    Şehri kim yüceltirse o da şehirle yücelir.
    Kim alçaltırsa şehri, o da alçalır şehirle.
    Dedikodu bir şehrin virüsüdür.
    Kimyasını bozar şehrin.
    Organizmasını çökertir.
    Haset bir şehrin kenesidir.
    Kanını emer oracıkta.
    Ama kendisi de yaşayamaz sonunda. Bir olamama, bir araya gelememe en çok vampirlerin hoşuna gidermiş. Tek yakalarmış vampirler avını. Yaşama hakkı tanımazmış. Oysa bir şehri ayakta tutan kardeşlik vardır. Her şeye inat bu şehrin vefası vardır. Tarihi vardır. Kültürü vardır. İşleri tersine çevirecek olan bu şehrin sevdalıları vardır.
    Bu şehirde yaşayan bir birey olarak şehre dair söylenecek çok şeyin olduğuna inanıyorum. Ben bu şehirde yaşayan bir bireyim. Bu şehirde yaşan bir birey olarak en iyi hizmeti hak ediyorum. Ve bu şehirde yaşayan her insanın da en güzel ve en kaliteli hizmeti hak ettiğini düşünüyorum. Hepimiz bugün kamudan ve özel sektörden hizmet alıyoruz. Hepimiz bu şehre hizmet veren insanları ve kurumları izliyoruz. Müşteri olarak memnuniyetimizi veya memnuniyetsizliğimizi ifade ediyoruz. Hizmetteki aksaklıkları takip ediyoruz. Hepimiz vergimizi ödüyoruz.
    Ben bu şehirde yaşamanın sorumluluklarını yerine getiren bir birey olarak, bu şehirde yaşayan ve sorumluklarını yerine getiren bir vatandaş olarak bu şehri yönlendiren ve bu şehirde ticaret yapan herkesi takip etmek zorunda olduğumu düşünüyorum. Bu zorunluluk sorumluluk bilinci ile alakalı bir şey. Bu sorumluluk bana bir şeyleri söylememi gerektiriyor.
    Ben bu şehrin insanını ve mekânlarını önemsiyorum. Güzel mekânlarımızı güzel insanların güzel hizmetlerle daha da güzelleştirmesini istiyorum. Bunun için de bu köşede haftanın bir günü bir müşteri gözüyle sizlerle bazı şeyleri paylaşacağım. Hatırlatmalar yapacağım. Duyarlılığımızı seslendireceğim. Yeri gelince eleştirip, yeri gelince öveceğim. Tebrik ve takdirlerimi, şükranlarımı sunacağım. Bu şehre bir katkıda bulunan ve şehrin gelişmesi büyümesi için her alanda düşüncesi ve eylemi olan herkesi baş tacı edeceğim. Çünkü bu şehir bizim. Bu şehri biz sahiplenmek ve yüceltmek zorundayız. Bu şehir bizim.
    Dedikodudan uzak günler dileği ile…
    Barış ve esenlik dileklerimle...