Aslında herşey üniversite sebebiyle Yozgat’tan ayrılmamla başladı. Üniversite yıllarımın ilk günleriydi. Ülkemin dört bir yanından gelen arkadaşlarımla tanışırken, konu dönüp dolaşıp memlekete geliyordu. Yozgatlı’yım dediğimde insanların yüzünde anlamsız bir ifade görüyordum. Şaşkınlık, tedirginlik arası bir ifadeydi bu. Samimiyetimiz arttığında sorma gereksinimi duydum. “Yozgatlıyım dediğimde neden şaşırdınız? ” dedim. Yozgat’ın insanı yobaz olur, kaba olur diyenler oldu. Bunu söyleyen arkadaşım Adanalı’ydı ve şivesinin bizden bir farkı yoktu, belki de bizim şivemizden daha kabaydı.
Kantinde oturup memleketimi savunurken haberlerde rahmetli Mehmet Ali Birand’ın sesini duydum. Yozgat’taki olay akıllara durgunluk verdi diyordu! Hemen sohbeti kesip pür dikkat haberleri takip ediyordum. Bir alt komşusunun balkonuna çamaşırı düşen anne, çocuğunun beline ip bağlayıp aşağı sarkıtıyordu, çamaşırı alması için. Tezcanlı arkadaşım hemen söze girdi, işte bu yüzden yobazsınız dedi ve gitti. Kem küm etsemde layıkıyla bir cevap veremedim, konu kapandı.
Yarı yıl tatilimiz başlamıştı ve Yozgata gelmiştim. Öyle bir yağmur yağıyordu ki bardaktan boşalırcasına. Evimin muhiti gereği dolmuşla gitmem gerekiyordu, dolmuş şöförü aracın kapısını kilitlemiş ve gitmiş, kundakta bebeği olan bir bayanla yağmurun altında kalakalmıştık. Nihayetinde bayan annelik iç güdüsüyle şöför beye çıkışmaya kalktı. Fakat ne haddine! Karşısındakinin bir bayan olduğunu unutan adam, bir lira verip 150 milyarlık arabanın sahibi gibi davranıyorsunuz dedi.
Henüz il olalı yirmi yıl bile olmamış Osmaniye’de böyle bir olaya şahit olmamışken, Osmanlı sancaklığı yapmış bir ilin insanından böyle bir davranış görmeyi içime sindiremiyordum. Bir insanın davranışını bir topluma mal edemeyiz diyerek memleketime sahip çıkıyordum yine de. Taa ki bu yarı yıl tatilinde yeniden Yozgat’a gelip yeni bir olay yaşayana dek.
Karlı bir havada, buz gibi kaldırım taşına oturmuş selpak mendil satan bir teyzeyi gördüm. İçim öyle burkuldu ki bir mendil de ben aldım ve yürümeye devam ettim. Kısa bir süre sonra bağırış sesleri duydum. Arkama baktığımda iki tane zabıta yaşlı kadını bir çuval gibi minibüslerine taşıyordu. Koşarak gittim ve güç bela kadını aldım ellerinden. Teyzenin oğlu hapisteymiş, (zabıtalarda bunların hepsinden haberdar) ve oğlunun istediği elli lira için o sağukta orda mendi satıyormuş. Kadının gözyaşları soğuktan yüzünde donuyordu nerdeyse, zabıta hapiste parayı napacak diye savunuyordu kendini.
Demem o ki gurbette bunu itiraf edemesem de özeleştiri yaptığımda evet maalesef biz Yozgat halkı yobaz kaldık ve ülkemizin diğer şehirlerinde pekte iyi bir namımız yok. Umarım eğitim seviyemiz, hoşgörümüz, merhametimiz artar da imajımız biraz olsun düzelir.