Kader mahkumları derdik, mabus damlarına bir nedenle yatağını atanlara. Dört duvar arasında cezasının dolmasını beklerken, dört duvar arasında kalan boş zamanlarında, ''Havalandırma'' boşluğunda gök yüzünü seyretme ihtiyacını duyarken, uyuşan ayaklarının pasını açabilmek adına volta atarlarken, ''Ya sabır'' diyerek çekerlerdi, tesbihlerini...
Artık devir değişti...
Teknoloji girdi hayatımıza. Bir zamanlar ''Hayatımızın bir parçası'' olarak adlandırdığımız teknoloji, günümüzde yaşamımızın anlamı, yönlendiricisi konuma geldi, adeta...
Sokakta karşılaşıp, gördüğümüz insanların surat ifadeleri korkutucu bir hal almış, telefon cihazını kulağına dayamış veya kulağına taktığı bir alet aracılığı ile konuşmasını sürdürürken, el kol hareketi yapıyor, sanki kader mahkumu gibi voltasını atıyor.
Hal girişindeki büromuzun alt katında çayımı yudumlarken, sıkça denk geliyorum, bu tip manzaraya, elinde telefon, volta atan insanları görüyorum, hareretli konuşmalarıyla yüzlerine yansıyan sevinç ve hüzünlerini izliyorum, uzaktan...
Dün yine gördüm...
Düşündüm...
''Ne farkı var?'' dedim...
Bulamadım farkını...
Kader mahkumları dediğimiz insanlar, dört duvar arasında, havalandırma boşluğunda volta atarken, ''Ya sabır'' diyerek çekerken tesbihlerini, kendisini teknolojinin kollarına bırakmış insanlarda etraflarını çevreleyen binalar arasında volta atıyor, kulaklarında cep telefonu...
İkisi de mahkum...
Birisi kader mahkumu...
Diğeri, teknoloji...
''Ama bir yerde de ihtiyaç, bu meret'' diye söze başladı. ''Eskiden birisi arayacak diye telefonun başından ayrılamazdınız, şimdi istediğiniz yerde size ulaşabiliyorlar'' diyerek devam etti.
Diğeri, ''He ya'' dedi ve ''Adamı tuvalette bile rahat bırakmıyorlar, buluyorlar'' diyerek, yanıtlamakla kalmayıp, bir öncekinin savunmasına onay verdi sanki düşüncelerimi okurcasına...
Bir daha düşündüm...
İkisi de mahkum...
Birisi kader mahkumu...
Diğeri, teknoloji...
Ama birisi zorunlu...
Diğeri istekli...
Doğurudur, ''Telefon bir ihtiyaçtır'' amma seni bu denli kapsama alanına almadıkça...
Her saniyesini telefonla geçiren insanların azımsanmayacak kadar olduğunu da biliyoruz. Sosyal paylaşım ağlarında insanların uzun süreli mesajlar attığına tanık oluyoruz...
Bu da bir ihtiyaç...
Ancak, ihtiyacın işkenceye, mahkumiyete dönmesi kötü, anlamsız, savunmasız...
Hep gözümün önüne gelir, ankösürlü telefon kulubesine yaslanmış, cep telefonu ile konuşan insan figürü...
Yadırgamıştım o zamanlar...
Karikatür gibi gelmişti...
Düşünmemiştim bugünleri...
Aklıma bile getirmemiştim, bir gün yine bir telefon muhabbetini kaleme alacağımı. İnsanların cep telefonlarına, teknolojiye esir düşeceklerini, düşünmemiştim...