Benden size yaşanmış bir vaka. Olay Osmanlı döneminde geçiyor.
    Yöneticiler böyle olsalar ülke batar mı dedirtecek bu olayı kesinlikle hafızanıza kazıyın
    Sultan Murad Han o gün bir hoştur. Telaşeli görünür. Sanki bir şeyler söylemek ister sonra vazgeçer. Neşeli deseniz değil, üzüntülü deseniz hiç değil. Veziriazam Siyavus Paşa sorar: Hayrola efendim, canınızı sıkan bir şey mi var?  Aksam garip bir rüya gördüm. Hayırdır inşallah?.. Hayır mı şer mı öğreneceğiz. Nasıl yani? Hazırlan, dışarı çıkıyoruz. Ve iki molla kılığında çıkarlar yola. Görünen o ki, padişah hâlâ gördüğü rüyanın tesirindedir ve gideceği yeri iyi bilir. Seri, kararlı adımlarla Beyazıt'a çıkar, döner Vefa'ya, Zeyrek'ten aşağılara sallanır. Unkapani civarında soluklanir. Etrafına daha bir dikkatle bakınır. İşte tam o sırada yerde yatan bir ceset gözlerine batar, sorarlar; Kimdir bu? Ahali:
    Aman hocam hiç bulasma, derler.Ayyasın meyhusun biri işte!.. -Nerden biliyorsunuz?  Müsaade et de bilelim yani. Kırk yıllık komşumuz... Bir baskası lafa girer; Biliyor musunuz, der. Aslında iyi sanatkârdır.Azaplar çarşısı'nda çalışır. Nalının hasını yapar... Ancak kazandiklarini içkiye, fuhuşa harcar.Hem şişe şişe sarap taşır evine, hem de nerde namli mimli kadin varsa takar peşine.. Hele yaşlının biri çok öfkelidir. İsterseniz komşulara sorun, der. Sorun bakalım onu bir cemaatte gören olmuş mu?..Hasılı, mahalleli döner ardını gider. Bizim tedbili kiyafet mollalar kalırlar mı ortada!.. Tam vezir de toparlanıyordur ki, padışah keser yolunu : -Nereye?
    Bilmem, bu adamdan uzak durmayı yeğlersiniz sanırım.  Millet bu, çeker gider. Kimseye bir sey diyemem... Ama biz gidemeyiz,söyle veya böyle tebamizdir. Defini tamamlamak gerek.  Iyi ya, saraydan birkaç hoca yollar, kurtuluruz vebalden. Olmaz, rüyadaki hikmeti çözemedik daha. Peki ne yapmamı emir buyurursunuz? Mollalıga devam... Naası kaldırmalıyız en azından. Aman efendim, nasıl kaldiririz? Basbayağı kaldırırız işte. -Yapmayın, etmeyin sultanım, bunun yıkanması, paklanmasıvar. Tekfini, telkini... -Merak etme ben beceririm. Ama önce bir gasilhane bulmalıyız. -Surada bir mahalle mescidi var ama...
    Olmaz, vefat eden sen olsaydın nereden kalkmak isterdin? Ne bileyim, Ayasofya'dan, Süleymaniye'den, en azindan Fatih Camii'nden...
    Ayasofya ile Süleymaniye'de devlet erkani çoktur. Taninmak istemem. Ama Fatih Camii'ni iyi dedin. Hadi yüklenelim... Ve gelirler camiye. Vezir saga sola kosturur, kefen tabut bulur. Padişah bakır kazanlarıı vurur ocağa... Usulü erkanınca bir güzel yıkarlar kı, naas; ayan beyan güzelleşir sanki. Bir nurdur, aydınlanır alnında. Yüzü sâkilere benzemez. Hem manâli bir tebessüm okunur dudaklarında. Padişahın kanı ısınmıştır bu adama, vezirin de keza... Meçhul nalıncıyı kefenler, tabutlar, musalla taşına yatırırlar. Ama namaz vaktine bir hayli vardır daha...Bir ara vezir sıkıntılı sıkıntılı yaklaşır.             Sultanım, der. Yanlış yapıyoruz galiba... Nasıl yani?.. Heyecana kapıldık, sorup soruşturmadan buraya getirdik cenazeyi. Kim bilir belki hanımı vardır, belki yetimleri?.. -Doğru, öyle ya, neyse... Sen başını bekle, ben mahalleyi dolanıp geleyim.Vezir, cüzüne, tesbihine döner, padişah garip maceranın başladığı noktaya koşar.Nitekim sorar soruşturur.
    Nalıncının evini bulur. Kapıyı yaşlı bir kadın açar. Hadiseyi metanetle dinler. Sanki bu vefatı bekler gibidir. Hakkını helal et evladım, der. Belli ki çok yorulmussun. Sonra esige çöker, ellerini yumruk yapar, sakaklarına dayar... Ağlar mı? Hayıır. Ama gözleri kısılır, hatıralara dalar belki. Neden sonra silkinip çıkar hayal dünyasından... Biliyor musun oğlum? Diye dertli dertli söylenir... Bizim efendi bir âlemdi, vesselam... Akşamlara kadar nalın yapar... Ama birinin elinde sarap şişesi görmesin; elindekini avucundakini verir satın alırdı. Sonra getirip dökerdi helaya!.. Niye? Ümmeti Muhammed içmesin diye... Hayret... Sonra, malum kadınların ücretlerini öder eve getirirdi. Ben sizin zamanınızı satın aldım mı? Aldım, derdi.
    Öyleyse şimdi dinlemeniz gerek... O çeker gider, ben menkîbeler anlatırdım onlara... Mızrakli ilmihal. Hücceti islam okurdum... Bak sen! Millet ne sanıyor halbuki...
    Milletin ne sandığı umrunda değildi. Hoş, o hep uzak mescidlere giderdi. Öyle bir imamın arkasında durmalı ki, derdi. Tekbir alırken Kabe'yi görmeli...  Öyle imam kaç tane kaldı şimdi? İşte bu yüzden Nişancı'ya, Sofular'a uzanırdı ya... Hatta bir gün; Bakasın efendi, dedim. Sen böyle böyle yapıyorsun ama komşular kötü belleyecek. Inan cenazen kalacak ortada...
    Doğru, öyle ya? Kimseye zahmetim olmasın deyip, mezarını kendi kazdı bahçeye.
    Ama ben üsteledim. İş mezarla bitiyor mu, dedim. Seni kim yıkasın, kim kaldırsın? Peki o ne dedi?
    -Önce uzun uzun güldü, sonra; Allah büyüktür hatun, dedi. Hem padişahın işi ne?