Son zamanlarda adına sıkça rastladığım öğretmen- yazarlarımızdan biri Fatma Çetin Kabadayı’dır. Mesleki yayınları yanında edebi sahada folklor, tiyatro, roman ve hikâye dalında eserleri vardır. Ayrıca çalıştığı beldenin yerel gazetelerinde de yazılar yazmakta ve hikâyelerini yayınlamaktadır.
Şuanda elimde son hikâye kitabı:” Altın Tespih” (-Antakya- 2011) kitabı bulunmaktadır.
Biz de bir deneme olmak üzere yazarın hayatı ve hikâyelerini el alan bir denemede bulunacağız..
Bir sanatçının ruh dünyasına inmek, düşünce dünyasını çözmek ve hayata bakış açısını öğrenmek için öncelikle aile hayatını ve öğrenimini iyi bilmek gerekir. Hâsılı sosyal hayatını çözmek zorundayız.
Kabadayı 1974 yılında Kayseri de doğmuştur. Ama aslen Yeşilhisarlıdır. Babası memurdur. İlk, orta ve lise öğrenimini Kayseri de, yüksek öğrenimini de Gazi Üniversitesinde tamamlamıştır. Halen öğretmenlik yapmaktadır, evli ve iki çocuk annesidir. Görüldüğü gibi yazar “ Orta direk “ dediğimiz bir aile ferdidir. Yani muhafazakâr bir aile yapısından gelmektedir.
Aile yapısı dengeli ve kendi yağıyla kavrulma düşüncesi üzerine kuruludur. Eserdeki 26 hikâyeye baktığımız zaman hikâyelerdeki tipler hep bu coğrafyanın insanlarıdır. Bu yüzden eserlerindeki tipler her yerde karşımıza çıkabilecek insanlardır. Kadınıyla erkeğiyle, çocuğuyla. Hemen belirtelim ki, bu bir zaaf mıdır? Elbette hayır. Bu da edebiyatımızda bir zenginliktir.
Ele aldığı konulara baktığımız zaman 26 hikâyesinin çoğunda eğitimsizlik ve eğitimsizliğin sonucu kimliksizlik ile çıkarcılığın ağır bastığı konuların oluşturduğu görülür. Mesleki hassasiyet burada kendini göstermektedir.
Hikâyelerdeki olayların çoğu kendi çevresindeki kişiler ve olaylara dayanmaktadır. Gerçi burada yazarın güçlü bir gözlemci olduğunu da belirtmemiz gerekir. İşte burada yazarın dikkat noktası eğitimci olmasındandır.
Dar çevrenin en önemli mekânı insanların birleşme yeri olan kahvehanelerdir. Bir hikâye dışında mekân olarak kahvehane kullanılmamıştır. Neden? Çünkü yazarın dikkatlerinde böyle bir mekân yeri yoktur. İkinci mekân olarak bazı yerlerde adı veriliyorsa da, Kayseri ve gecekondulardır.
Yazarın dünyaya bakışı ve inanç dünyası çok önemlidir. “Altın Tesbih”, Serseri ve Hırs “ hikâyelerinde dini temalara yer verir.
Bazen de bu temayı motif olarak kullanır. Yazar dini konularda herhalde özgür yetişmesinin rolü olmalı ki, telkin yerine tebliğ metodunu tercih ediyor. Dini ideolojiden, dinin siyasileşmesinden dikkatle kaçıyor.
Bu da yazarın bir tercihi olarak karşımıza çıkıyor diyebiliriz.
Diğer eserlerinde olduğu gibi bu hikâyelerinde de temel karakter gerçeklerin dile getirilmesidir. Kurgu hikâyeler yok. Sıradan olaylar bazen acı yönüyle, bazen gülünç yönüyle bazen de ibret yönüyle ele alınmaktadır. Hâsılı bu konularda yazarın güçlü gözlemi dikkat çekmektedir.
Konular ne kadar çeşitli olursa olsunlar, eserdeki temel fikirler, güzelden, doğrudan ve iyilikten yanadır. Eserinin bir yerinde yazar hayat felsefesini şöyle özetlemiş:” Yalanı, nankörlüğü çıkar, hal hatırı güler yüzü espriyi ekle, mutluluk peşinden gelsin…” demektedir.
Görüldüğü gibi yazar hayata hep olumlu bakmaktadır ki, bu da hikâyelerinin sonuçlarında görülmektedir.
Yazarın eserlerinde kullandığı dil de önemlidir. Yazar dilde seçici olmalıdır. Yazarımızı bu konuda eğitimci olmasının yanında Türkçecilik şuurunun da yüksek olduğunu belirtmeliyiz.
Yazarın edebi bakımdan en önemli yönü okuyucunun düşüncesinden ziyade ruhuna hitap etmesidir. Algılamayı ve ders çıkarmayı okura bırakmasıdır.
Burada ünlü hikâyecimiz Memduh Şevket Esendal’a yaklaştığını da vurgulamalıyız. Bu bakımdan hikâyeleri bir ahlaki ve sosyal hikâyeler demeti olarak algılayabiliriz. Sonuç olarak Fatma Çetin Kabadayı evli, çocuk sahibi ve öğretmen. Fakat bütün bunların dışında bir zenginliği var ki, o da yazarlığıdır. Eserleri ortada. Okundukça ve ilgi gösterildikçe inanıyoruz ki, daha güzel eserlerini göreceğiz. Bu gelişmeler de az bir şey değildir. Çünkü dikkat noktası insan olan yazarımızın nice hassasiyetleri birer samimi ibaret olacaktır.”
Yardımcı Doç. Dr. Kadir Özdamarlar/ Kayseri