Yıllardır savunduğum bir tez var, Biz Türk milleti olarak siyaseti kavga, sevdayı da acı çekmek olarak düşünüyoruz...
Evet fikir ayrılığı olduğu zaman ki özellikle siyasette hemen baskın yön olmak adına ya kaba kuvvete baş vuruyoruz, ya da sesimizi yükselterek kendimizi kabul ettirmeye çalışıyoruz...
Sağcı, solcu diye iki gruba ayrılırken bu gruplar bizi kesmedi daha da çoğalttık, cemat, merkez sağ, merkez sol, demokrat, anti demokrat, partiler bile çeşit çeşit düşüncelerle bölündü, kimiler yok oldu kimileri daha farklı renklerle yön değiştirdi.
Dolayısıyla bizimde kavga alanlarımız daha da genişledi. Meclis toplantılarında birbirimize saldırıp, fikirleri yuhlayarak yok saydık.
Yetmedi grup toplantılarında rakiplere hakaret vari sözlerle seslenip, yanımıza yandaş aradık.
Bu yüzden siyaset her zaman ürkütücü geldi bana. Kavganın belki de en iğrenç şekli.
Yüzüne gülenin hiç bir zaman dost olmadığı, arkandan konuşanın da amacının ne olduğunu bilemiyorsun.
Siyasette birini arkana alıp, arkanı sağlamlaştırmak da çok önemli değil, çünkü çıkarlar çakıştığı zaman direk köstek olma durumuna geçebiliyor, o arkandaki güç...
Yazık bunun sonu nereye varır bilmem ama ben siyaset şeffaflaşıp, özel hayata saldırıların bittiği ana kadar siyasetten nefret edeceğim.
Siyasette olanları da önce akıl fikir dileyip, sonra da sabırlarından dolayı da takdir ettiğimi belirtmek istiyorum. Çünkü siyaset Türkiye'de yapılacak bir meslek değil.
Çıkarlarını sağlasanda, koltuğun nimetlerinden faydalansanda her şey iki kişinin arkandan çevireceği komploda. Bititğin an da yanında olan can ciğer dosstların bile karşı safın en önünde yerini almış olur. Bu yüzden siyaset yapmak için sağır, dilsiz, kör olacaksın ya da çıkarını iyi hesaplayacaksın.
Çalacaksan da tek başına, çalışacaksan da tek başına...
Yoksa zaten yanındaki yerini almak için sırasını bekler, hiç şüphesiz.
Ne deyim yaklaşan seçimlerde siyasi arenada olan herkese şimdiden bol bol sabır versin yaradan...