Yazayım da ne yazayım diye düşündüm durdum birkaç gündür.
Necmettin Erbakan’ın ardından timsah göz yaşları dökeni de, gönlünden kopup geleni ortalığa salıvereni de görünce, acaba hangi safta olmalı diye düşündüm.
Öncelikle Türk siyasetinin bu değerli politikacısına Yüce Mevla’dan rahmet diliyorum.
Rabbim kabrini nur, mekanını cennet eylesin…
Merhum Erbakan da günahları sevapları, yaptıkları yapamadıkları ile asıl olan alame gitti.
Önemli olan oraya elinde bir şeylerle gidebilmek.
Kim olursanız olun ölüm hak nihayetinde.
Kaçış kuçuş yok.
Vakti saati gelince görev yerine gelir asıl olan gerçekleşir.
Siyasetçinin ölümü hiç şüphesiz hepimizi etkiliyor.
Fikirlerini ne kadar tasvip etmezseniz etmeyin, ne kadar rakip olursanız olun ölüm ölümdür.
Üzüntü verir insan olana.
Biz de Erbakan’ın vefatı ile hüzün duyduk haliyle.
Erbakan’ın vefatı ile ilgili gazetelerde çıkan, televizyonlarda yayınlanan haberleri elimden geldiğince yakından takip ettim.
Detaylarını değil ama satır aralarını okumaya çalıştım.
Erbakan’ın cenaze törenine katılım bir hayli yoğun oldu. Bu yoğunluğu gazetenin biri ‘Cenazeye katılanlar her biri oy kullansa, iktidar değil ama ortağı olurdu’ yorumunda bulunmuş.
Sanırım ben bu bölümü 14 yıl önce de okumuştum.
Tarihler 4 Nisan 1997 yılını gösterdiğinde MHP’nin efsanevi lideri Alparslan Türkeş de Necmettin Erbakan misali Hak’ka yürümüş,
8 Nisan günü Kocatepe Camii’nde kılınan cenaze namazının ardından Beştepe’ye defnedilmişti.
Kocatepe’deki cenazeye karlı ve soğuk havaya rağmen katılan hınca hınç kalabalıkla
Erbakan’ın cenazesine katılan kalabalık arasındaki benzerliğe dikkat çekmek istedim.
Aradaki tek benzerlik sandığınız gibi sadece yoğun kalabalık değil.
Erbakan’ın cenazesine katılanlar da, Türkeş’in cenazesine katılanlar da,
Ne gariptir ki o katılımı sandıkta göstermediler!
İnsan selinin omuz verdiği bir tabutta, yüz binlerce kalpten yükselen dualarla Hak’ka yürümek her kula nasip olmaz olmasına ama ortada bir gariplik var.
Gariplik değilse de bir vefasızlık.
Zengine sormuşlar, seni öldüğünde neyle defnedelim,
Zengin saymaya başlamış; “Altın, gümüş ya da ipekten kefen içinde…”
Aynı soruyu fakire yöneltmişler.
Fakir yanıt vermiş; “Ben öldükten sonra çöplüğe de atsanız fark etmez…”
Mevzu belki çok farklı ama her iki liderin de siyasi geçmişi ve cenazeye katılım oranlarını mukayese edince ortaya çok büyük bir tezat çıkıyor.
Erbakan ve Türkeş siyasi arenada hükümet ortağı da olular.
Büyük mücadelelerin içerisinde yer aldılar.
Yeri geldi yargılandılar bir suçlu gibi, yeri geldi rakip oldular.
Sevenleri, sayanları, inananları çoktu ama ömürlerinin son deminde seçmenlerinden cenazelerindeki kadar destek almadılar.
Veda törenine katılanlar çok değil 5 yıl önce her iki lidere sandıkta destek verse kim bilir neler çıkardı ortaya.
Ama şimdi böyle bir varsayım da bulunmak dahi saçma.
Artık onlar ebedi istirahatgahlarındalar.
Sanırım siyaset müessesesi vefasızlığını ömür boyu sürdürüyor, son anda mantar misali ortaya çıkıyor.
Merhem Necmettin Erbakan’ın cenazesine katılan kalabalığı görünce ah ulan siyaset dedim,
Ah ulan siyaset ne vefasız, ne biçim bir şeysin,
Bir ömür boyu vefanı sakla, son da gol de…
O golün siyasete faydası var mı, yok!
Ölürken kıymete binmek mi derseniz adına, yoksa aşk başka iş başka mı?
Sanırım siyasetçi olarak ölmek böyle bir şey.
Ölünce kıymete bindiriyor insanı, öncesinde tık yok…
Bu kader olsa gerek…