Geçtiğimiz hafta Radikal Gazetesinde ki Nuriye Doğru imzalı “Kazandıran Meslekler” başlıklı yazıda önümüzdeki 10 yılın en çok aranacak dolayısıyla en çok kazandıracak meslekleri aşağıdaki gibi olacakmış:
“Yeşil yaka: Özellikle enerji sektöründe çevre dostu uygulamaların gündeme gelmesiyle `yeşil yaka` olarak adlandırılan çalışanlara büyük ihtiyaç doğdu. Mühendislerden hukukçulara geniş bir çerçevede yer alan yeşil yakalar, önümüzdeki dönemin koşulları bakımından en avantajlı grup içinde olacak.
Biyoteknoloji: Geleceğin en önemli çalışma alanlarından biri olacak. Biyoteknoloji, temel bilim buluşlarını kısa sürede yararlı ticari ürünlere dönüştürebilmesiyle diğer teknolojilerden ayrılıyor.
Nanoteknoloji: Kendini temizleyen kumaşlar ve duvar boyalarıyla gündelik hayatımıza giren nanoteknoloji, hızla gelişecek. Sağlık, tekstil, elektronik, otomotiv, gıda gibi çok farklı alanlarda kullanılacak.
Dijital reklam: İnternetin bir reklam mecrası olarak diğer mecraları giderek geride bırakmasıyla Türkiye`de 5 yılda 10 bin kalifiye elemana ihtiyaç duyacağı belirtilen sektör; web uygulama uzmanı, yazılım ve multimedya uzmanı, dijital medya planlama uzmanı gibi profillere iş imkânı sağlayacak.
Mühendislikler: Robotik ile kritik ameliyatları robotların insanlara göre hatasız ve daha başarılı gerçekleştireceği günler çok yakın. Makine, bilgisayar ve elektronik mühendislerinin birlikte çalıştığı bu alan yeni teknolojiler yaratacak.”
Dikkat edilir ise bürolarda çalışanlara beyaz, işçilere mavi yakalı denmesinden sonra gelecekte yeşil yakalılar da işletme biliminde kullanılmaya başlanacak ve çevre her geçen gün daha da önemli bir hale gelecek…
Bu konunun gerek dünyada gerek ise ülkemizde her geçen gün önem kazanmasının altında, bir iki ayda yağması gereken yağmurun yarım saat içinde yağmasından tutun da Ocak ayı içerisinde Doğu Anadolu’ya, dolayısı ile Erzurum’ a metrelerce yağması gereken kar, Dadaşlar deyimi ile “Para edeceğini” anlayınca gelmek bilmedi.
Durum böyle olunca da Başbakan bile yarı şaka yarı ciddi gariban (!) Yunanlıları ücretsiz olarak üniversite olimpiyatlarına davet eden, himaye eden Erzurumlular’ ı kar duasına çağırdı.
Papandreu’ nun yaptığı açıklamayı duyunca her nasıl ise aklıma kaplumbağa ile akrebin hikâyesi geliverdi:
“Bir var mıııış bir yokmuş. Uzak diyarların birinde kocamaaaan bir orman varmış. İçinde koca koca ağaçlar yaşayan bu ormanda geyikler, ayılar, papağanlar, sincaplar ve bir sürü hayvan yaşarmış. Aaaa unutuyordum bir de akrep varmış.
Bu akrebin hiç de güzel olmayan bir huyu varmış; herkese zarar vermek. Çimler üstünde giderken bir kelebek görse ona saldırır, bir maymun görse sokar, hele küçük çocukları kovalamayı o kadar severmiş ki anlatılamaz…
Bu akrep bir gün nehir kenarında giderken bir kaplumbağa ile karşılaşmış. Hemen kaplumbağaya yaklaşıp şöyle demiş;
“Hey hey kaplumbağa kardeş! Bana yardım eder misin?”
İyilik yapmayı seven ve diğer canlılar da merhameti çok olan kaplumbağa hemen akrebin yanına gitmiş ve;
“Tabi ki! Elimden gelen bir şeyse neden olmasın!”
Akrep içinde “Tam aradığım kurban! Bu kaplumbağaya neler yapacağım neler!” diye geçirmiş. Sesli olarak kaplumbağaya şöyle demiş;
“Bu nehrin karşısında çocuklarım var! Beni karşıya geçirir misin?”
Kaplumbağa da “Tabi ki! Atlayın lütfen kabuğumun üstüne geçelim hemen!” demiş akrebin yalan söylediğini fark edemeyerek…
Akrep kaplumbağanın kabuğuna bindiği gibi nehrin diğer köşesine doğru harekete başlamışlar. Tam nehrin ortasına geldiklerinde akrep yavaştan yavaştan kaplumbağayı sokup zehirlemeye başlamasın mı!
Kaplumbağa akrebin niyetini anlamış ve hemen suyun dibine dalmış. Akrep ne kadar güçlü olsa da suda yüzmeyi bilmiyormuş. Ve böylece boğulup gitmiş. Yaptığı kötülüklerin ve kötü işlerin cezasını acı şekilde ödemiş. Kaplumbağa ise kısa sürede iyileşip hayatına devam etmiş…”
O halde, Yunanlıların yaptığını çok görmeyelim…
Şimdi gelelim daha birkaç ay önce kamuoyunun çok tartıştığı füze kalkanı olayına…
Sahi kuzum bu kalkanlar İran’ a karşı mı hazırlanmıştı…
Hayır diyor uzmanlar, bu kalkan Türkiye için hazırlanmıştır. Nasıl yani diyenler aşağıdaki satırları bir okusunlar ne demek istediğimi anlarlar:
Füze Kalkanı dedikleri şey, sadece manyetik şemsiye değildir, aynı zamanda kurulduğu bölge halkına yöneltilmiş bir manyetik şiddet silahıdır. Halkımız bu bilgilerden mahrumdur.
Füze Kalkanı hakkında bildiğimiz, bunun bir manyetik savunma silahı olduğudur.
Batının manyetik manyakları kafaya koymuştur, bize bu en pahalı teknolojiyi satacaklar.
Trabzon'da, Kadırga yaylasına da üssü kuracaklar.
Başladılar bile.
İşte o yaylada, manyetik şiddeti en yüksek baş vericiler kuruldu bile.
İşler üç yıldan beri devam ediyor.
Ancak, parlamento kararı henüz alınmamıştır.
Başbakan, eş başkanı olduğu BOP savaş projesine hayır diyemez.
Yaylalara, dağlara tepelere, oteller ve baz istasyonları dikiliyor... Dikilen her direkle birlikte, yediğimiz manyetik dayağın şiddeti artıyor.
Sadece biz insanlar değil, bitkiler ve hayvanlar bu şiddetten zarar görüyor.
Direğin altındaki meyveler kuruyor.
Arılar ölüyor, kovanlar SOS veriyor.
Duyargalarla çalışan tüm uçucular ve sürüngenler, aynı tehlike altındadır.
Manyetik şiddete maruz kaldığı için arılar yön duygusunu kaybediyor, yuvasız kalıyor ve işte sonuçlar ortada.
Trabzon çevresinde binlerce petek arısız kaldı, kovanlar ölüyor.
Arı demek, ''nebatat'' demektir; Karadeniz'i dünyada birinci yapan flora demektir;
Ayder Yaylası arıcılarının basın açıklaması basında yer aldı; bu yıl üretim yarı yarıya düştü.
Bugün arıya olan, yarın çocuklarımızadır; yakında gazetelerde ''Evinin yerini unutan çocuklar, kaybolan çocuklar'' başlıklı haberler okuyacağız.
Düşünebiliyor musunuz; biz şimdi Füze Kalkancı Amerikan Yahudi lobisinin isteğine uyarak, Kadırga Yaylasında Füze Kalkanı Üssü kuracağız.
İran'la hiç savaş çıkmasa bile, o manyetik şemsiye orada kaldığı sürece; biz nebatatımızdan, arılarımızdan ve nesillerimizden olacağız.
Asıl hedef; İran değil, Türkiye'dir!
Bağdat-Mardin-Rize otoyolu, adı da ''Sevgi yolu''; bu üssün tali yoludur.
Bağdat'tan çekiliyormuş gibi yapıp, Karadeniz'e kadar yerleşecek Amerikan Ordusu.
Bu yolla, bir de Başbakan Erdoğan'ın himayelerinde kurulmakta olan BOP Kürdistanı'nı da korumaya almış olacaklar.
Samsun-Artvin arasında; yayladan yaylaya dağlardan geçecek olan ''Safari'' yolunun altındaki neden de, Kadırga Füze Üssü'dür.
Bu yol da, o üssün tali yoludur.
Dağlar ve yaylalar halkın geçişine kapanacak, emperyalist Amerikan ordusunun emrine verilecektir.
Görünen plan budur.
Denizden de bir yol açılıyor Kadırga'ya; Beşikdüzü Şalpazarı, Sisdağı hattında devam eden, tır geçebilen yollar açılıyor...
Şimdi, Yahudi kipasıyla giyilen bir başörtüsü icat ettiler, altı kipa üstü eşarp, adına türban dedikleri bir örtü,
Manyetik şiddet silahı, türbandan içeri girmez mi kardeşim?
Kesilsin türban tartışması.
Gündemimiz, meclisten Füze Kalkanına “HAYIR” çıkartmak olsun.
Kadırga yaylasına kurulmuş olan manyetik şiddet dağıtıcı baş(z) istasyonları hakkında ve bu üs için devam eden tali yol yapımları hakkında halkımızı bilgilendirelim.
Başımıza örülen tuzakları gösterelim.
Çünkü farkında olmak, düşmanı bertaraf etmenin ilk şartıdır.
Ne türban, ne cübbe, ne sarık ne fes, bizi uykudan uyandırmaz.
Bizleri kurtaracak olan, yalnızca kendi aklımız ve kendi ellerimizdir.