Eğitimde bir dönemi daha geride bırakmaya hazırlanırken, lise son sınıf öğrencileri bir taraftan karne almanın sevincini, diğer taraftan üniversite öğrencisi olacak olmanın heyecanını yaşayacak.
Eğitim camiasında bir yarış başlayacak, herkes kendisinin iyi yönünü ön plana çıkartmaya çalışırken, eğitimdeki temel sorunlar yine görmezlikten gelinilecek. Başarı ve başarısızlık, rakamlara dökülerek, tartışmaya açılacak.
Yozgat’taki lise ve dengi okullardan varsayalım ki; 500 öğrenci mezun oldu. Bu öğrencilerin yarıdan fazlası veya tamamına yakını üniversiteye kayıt yaptırırsa ‘‘Başarı’’ denilecek, tam tersinde ise ‘‘Başarısızlık’’ gündeme gelecek. Ancak, hiç kimse başarılı olmanın nedenleri veya başarısızlığın nedenleri noktasında kafa yormayıp, ‘‘Suçluları’’ veya ‘‘Kahramanları’’ öne iterek, ‘‘Sövgüler-övgüler’’ yağdıracak, gerçekler görülmeyecek.
Bu kısır döngü içerisine ‘‘Çomak sokmak!’’ ne kadar doğru bilemiyorum. Bildiğim, belki de yanılgılarımdan da kaynaklanıyor olabilir ama birileri ‘‘Bizleri aydınlatma ihtiyacı duyar, belki’’ diyerek, dalış yaptığımız konuda saadete gelmekte yarar var, artık.
Çevresini, yaşadığı toplumu, kültürünü, geleneklerini, göreneklerini tanımayanların hayatta başarılı olmalarının tesadüflere bağlı olduğunu düşünüyorum. Yozgat’ta da eğitim kurumlarında görev yapan öğretmenlerin bu konuda yetersiz olmaları nedeniyle öğrencilerine sadece kitaplarla bağlı bilgilerle sınırlı bir öğretim almalarına katkı verebilmektedir. Genel kültür ve bilgiden yetersiz kalan gençlerin üniversite sınavlarında başarı oranları da belirli bir noktayı geçmemekle birlikte, istikrarsızdır da.
Son olarak ataması yapılan öğretmenlere yönelik toplu ‘‘Uyum’’ eğitimi verildi. Bildiğim kadarıyla eğitimden çok bir formalitenin yerine getirilmesi ile sınırlı olan bu ‘‘Uyum’’ eğitiminin çok iyi değerlendirilerek, görev alacak öğretmenlere görev bölgeleri hakkında sosyolojik bilgilerin de aktarılarak, hazırlanmaları gerekir. Aslında ‘‘Uyum’’ eğitiminin amacının da bu olduğunu düşünüyorum.
Ancak, ‘‘Uyum’’ denilince, yeni atanan öğretmenlerin okula ve öğrencilerine, meslekdaşlarına ‘‘Uyumu’’ algılandığı için, eğitim çalışması açılış konuşmalarını takip eden günlerde, formaliteye dönüşmektedir. Bu da öğretmenin görev mahalline gittiğinde, eğitim-öğretime birebir yansımakta, geleceğimizin güvencesi çocuklarımız, geleceklerini tesadüflere bağlı, rüzgarın yönüne, suyun akışına duğru bırakmaktadır.
Eğitim kurumlarından, okulunun isminin nereden geldiğini bilmeyen okul idarecilerinin, öğretmenlerin olduğunu biliyorum. Bu idareci, öğretmen çocuklarımıza o zaman nasıl eğitim verebilir, başarısına katkı sağlayabilir?...
Soracak olursanız, eğitimde temel sıkıntı anne-babanın eğitime katkıda bulunup, bulunmamasına bağlanarak gözardı edilemeyecek kadar önemlidir. Öğrencinin velisinin eğitimden kopuk olmasının temelinde de öğretmenin yaşadığı uyumsuzlukluk, entegre eksikliği yatmaktadır. Öğretimi okulda, eğitimi çevrede veremezseniz başarının geleceğine inanmıyorum...