Yozgat’ta lise dönemimizde öğrenci, hareketleri bir hayli coşkuluydu. Siyasi gelişmelerin yanı sıra okullarda yaşanılan hareketlilik hepimizin dikkatini çekerdi. O günlerin siyasi hareketliliğini dolu dolu yaşadık.

Sol örgütlerin yanı sıra sağ cenahta da Milliyetçi akımlar kendini gösteriyor bizlerin de ilgisini çekiyordu. O günlerde tanıdığım, bizlere de öncülük eden çok kıymetli abilerimiz vardı. Her türlü konuda bize kol kanat geren okumamızı ve yetişmemizi sağlayan abilerdi bunlar.

Kutlu bir sevdanın öncüleri olarak çıkmışlardı. Şahsiyetli, onurlu, şeref ve haysiyet dolu tavırları ile bizler için örnektiler. Bayrağa, devlete, millete olan güven ve bağlılıkları bizim için de bir güvenceydi. Milli ve manevi potada pişmiş, kendilerini yetiştirmiş genç delikanlılık olgunlukta da beyefendiydiler.

Bunların birçoğunu 1968’li yıllarda tanıdım. Bizim için onlar erişilmez bir karlı dağ gibiydiler. Gerektiğinde danışıp akıl aldığımız, gereğinde sırtımızı dayayıp güç kazandığımız yüce bir dağ gibiydiler. O günlerin güvencesi, geleceğimizin de umuduydu bunlar…

Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaşta keşfettiğimiz bu yiğitler hep güzelliği, dürüstlüğü, insanlığı ve ahlaki terbiyeyi öğütlediler. Sadece anlatmadılar, örnek bir hayat sergileyerek bizleri de kendilerine hayran bıraktılar. Gıpta ile seyrettiğimiz, açtıkları çığırda vatan sevdasına tutunduğumuz örnek şahsiyettiler.

Bu kıymetli dostların birisinden söz etmek istiyorum. (Hepsinin ayrı ayrı seçkin bir yeri vardır gönlümüzde)

Sanırım aynı dönemde tanıştım bununla da. O dönemde hukuk fakültesinde okuyor, hafta sonları da Yozgat’a gelip ahbaplarının, dostlarının arasına karışıyordu. Biz lise, onlar üniversite öğrencisiydiler. Örnek aldığımız, gıpta ile seyrettiğimiz, yaşayışları ve tavırlarıyla da onayladığımız delikanlılardı.

Uzun bir süre takip ettik kendilerini. Gerçekten de Milli ve Manevi duygularla dopdolu, heyecan yüklü, memleketine sevdalı, siyasi konularda uyanık, hareket ve tavırlarında örnek şahsiyetlerdi. Genç, dinamik, uyanık ve asildiler.

Kendisini hayata hazırlamış, aldığı kültürle siyasete aday, devlet adamı vasfıyla hazır, gelişmesiyle olaylara vakıf, hitabetiyle iyi bir hatip olarak tanıdığım birisi vardı aralarında…

Siyasete atıldığında yanında oldum, alkışladım, onun kazanması için çalıştım. Çünkü inandığım, güvendiğim ve başarısından emin olduğum bir insandı. Kaderin cilvesi olarak kaybettiğinde ise, “Bir insan bu kadar ucuz harcanamaz!..” yorumunu yapıp sitem etmiştim. Çünkü o, tanıdığım ve izlediğim yüzlerce siyasetçinin çok daha önünde, şahsiyetli yetenekli bir insandı. Bu yeteneğin böylesine ucuz harcanmasına gönlüm rıza olmamıştı. Sitemimi dile getirmiştim.

Kendisinin bunlardan ders aldığını ve çok daha önemli görevlere layık olduğunu da biliyorum. Bunları yazdığım için bana sitem edeceğini de biliyorum. Ama bugün böylesine güzel bir abiyi hatırlamak geldi içimden!.. 

Efendiliğinden, şahsiyetinden, devlet adamlığından, yeteneğinden ve kabiliyetinden asla ve asla endişe etmediğim (belki birçok Yozgatlı hemşehrilerimin de az tanıyabildiği ya da az çözebildiği) bu şahsiyetli abimle Yozgat Dernekler Federasyonu’nun Ankara Arabaşı etkinliğinde görüştüğümde bu duygular tezahür etti bende…

Uzun bir süre görüşmemiştim. Her görüşmemizde yazılarımı okuduğunu söyleyerek beni utandıran, teşvik eden, takdir eden, bizlere abilik yapan, örnek insan hemşehrimiz Avukat Hayrullah Başer’den söz ediyorum.

Hayrullah Başer Yozgat’ın yetiştirdiği ender siyasetçilerden; ender devlet adamlarından birisidir. Kendi tercihidir, ya da kader onu bir yerlere taşımadı mı desem? Ama çok iyi biliyorum ki, engin gönlü, yüce dağ gibi erişilmez düşüncesi ile olgun tavrı bunları önemsemediğini gösteriyor.

Evet anlatmak istediklerimin çok azını ifade edebildim belki de… Hayrullah Başer, benim tabirimle “Hayrullah Abi!” Karlı dağların doruğunda açan nadide bir çiçek gibi geleceğe umut olarak bakmaya devam ediyor… (Kendisinden habersiz olarak ifade ettiğim bu düşüncelerim için de ondan özür diliyorum.)