Madem büyükler ilan etmiş kutlu olsun o halde.
Kutlu olsun, mutlu da olsun.
Kuru kuruya gada almaktan başka bir şey değil Türk basını adına bayramlar.
Bazı siyasetçiler ve bürokratlar da olmasa hatırlayacağım yok kendi adıma.
Bayramlar özel günlerdir. İnsana ruhen ve fikren farklı duygular yaşatır, özel hislere bürünmesine yol açar.
Ama ne gariptir ki bende zerre hissiyatı yoktur basına dair kutlanan günlerin!
Eminim meslektaşlarımın büyük bölümü benimle aynı düşünceleri paylaşıyordur.
Baştan şunda anlaşalım, özgür basın denilen şey hikayeden başka bir şey değil!
Özgürlükten sen ne anlıyorsun derseniz…
Haber, yorum veyahut köşe yazılarında insanların onurunu, kişiliğini alaşağı etmek, küçük düşürmek,
Yedi sülalesini kalaylamak, ya da olayları anlatırken en argo ifadelerle albenili olmaya çalışmak bana göre ne özgürlüktür, ne de bir basın mensubunun yapacağı iş.
Ne gariptir ülkemizde gazetecilik mesleği küfür üzerinden beslenmeye başladı.
Daha çok küfreden, daha çok argolaşan,
Ya da olaylara senin, benim, köydekinin, evdekinin gözüyle değil de alabildiğine alaşağı bakan gazeteciler türedi.
Büyüktür, ustadır, kamildir, alimdir, bilgindir amenna…
Haddi sınırımı aşıyor olabilirim belki ama doğruya doğru.
Demek ki özgürlük küfretmek, özgürlük argolaşmak, özgürlük kalemini kılavuzunu şaşırmak değil.
Özgürlük ne o halde?
Özgürlük “saf doğruyu”, “samimiyetle” yazmaktır.
Bazı durumlar vardır, ülke, millet ve kurum menfaatleri gözetilir!
Ama onun dışında basın alabildiğine doğruları yazmalıdır.
O doğrular ki, genellikle memnun olanlar ve olmayanlar gibi iki farklı sınıf oluştursa da her şeye rağmen doğru tek olmalıdır!
Senin, benim, onun doğrusu değil bizim, milletin doğrusu asıl olmalıdır!
Basının özgürlüğünü büyük oranda kaybettiği bir dönem yaşıyoruz.
Bu dönemde haliyle usta gazeteciler, yeni kalemler yetişmesi pek de mümkün olmuyor.
Ulusal düzeyde bakacak olursak, realitesi yüksek televizyon programlarında, magazinler de yer almak kısaca bol reklama sahip olmak günümüzde sözüm ona usta gazeteciler doğurmaktadır.
Özgür olmayan basın bu gün hangi durumdadır?
Özgür olmayan basın genellikle takla pozisyonunda, millet doğrularından uzak, işine gelen doğruları ile yaşayan, tabiri caizse deve kuşu misali başı toprakta yaşam sürmektedir.
Yazılan yazıların hedefi dört köşeli, menşeisi beklenti içeriklidir!
Basın-meslek ve vicdan ilkelerinin olmadığı yerde en revaçta olan basın modeli taklacı yaftasına bürünmüştür.
Takla atanla, atılan arasında da çok fark yok aslında.
Her iki tarafta bir birini pekala kullanabilmenin verdiği hazla (!) yaşam sürer.
Özgür basına taklacı, her şeyiyle kendi içine mahpus olmuş basın yaftası vuran tek başına bu mesleği icra edenler midir? Basın özgürlükleri yasalarla genişletilmediği için haliyle ilkelerde beklentilerle yer değiştirmeye başladı.
Bunu bir mazeret olarak görmediğimi belirtmek istiyorum.
Vatandaştan, yani kendinden uzaklaşan basın kuruluşları, haliyle doğruları değil yandaş olmayı tercih etmiştir.
Dibine kadar eleştirmek, yerden yere vurmak da her zaman doğru, tarafsız ve özgür basın anlamına gelmez.
Değişen dünyanın değişen ama en büyük parçasıdır basın.
Ve çok acıdır ki basın değişmeye başladığı andan itibaren kendini de özgürlüğünü de kaybetmiş,
Özgür basın yerine; taklacı, kişilerin, siyasetçilerin, grupların, tarafların basını doğmuştur.
Güdümlü basın olmuştur.
Basın kuruluşları güdümlü olmayı peşinen kabul edince birileri de haliyle basını güdümünde tutmak için her türlü baskı, yıldırma, korkutma politikası içinde olmaktan çekinmiyor.
Bu gün basın özgürlüğü günüymüş, daha biz kendi hakkını savunmaktan, kendini ifade etmekten aciz yaşıyorken bu gün burada özgürlük naralara atarsam, sizi de kendimi de kandırmış olurum.
Madem basının özgürlük günü, o halde biraz olsun doğruyu konuşmalı.
YOZGAT RÜZGARI
Başın sağolsun kardeşim!
Yozgatspor Kulüp Müdürü Emin Sarıkaya’nın kız kardeşinin vefat haberini dün derin bir üzüntüyle öğrendim.Başın sağolsun kardeşim!
Emin sevdiğim arkadaşlardan.
Yozgatspor’a gönül vermiş, ticarette de genç yaşta Yozgat standartlarında alın teriyle bir şeyler yapmanın gayretine girmiş bir arkadaş.
Dünya telaşesi insanın peşini bırakmıyor.
Siz ne kadar hızlı koşarsanız koşun karşınıza en büyük engeller çıkıveriyor.
Ölüm insanın karşısına çıkan bir engel değil ama yürek acısı.
Emin kardeşim de kız kardeşini genç yaşta kaybederek o acıların büyüğünü yaşadı.
Genç kardeşime Allah’tan rahmet, cennet mekanları, Emin’e de sabırlar ve baş sağlığı diliyorum.
Dünya han biz yolcu, gün gelecek herkes gidecek, an gelecek dünya denile düzen bitecek.
Rabbim hayırlı vuslatlar nasip etsin!
BU KONVOYLAR CAN ALIR
Demedi demeyin, düğün konvoyları Yozgat’ta birilerinin canını fena halde yakacak.Trafik kuralının bu denli alaşağı edildiği bir şehir var mı acaba?
Düğün konvoyları kuralsızlığın, trafiğin alaşağa edilişinin ta kendisi. Bir insanın burnu kanasa bunun vebali, sorumluluğu var.
Adam evlenirken araç çığırtkanlığı yapacak, alabildiğince kuralsız, insan hayatına kast edercesine araç kullanacak…
Bu kuralsızlık öyle böyle değil, çığırından çıkmış durumda.
Hafta sonu Esentepe güzergahında bir tanesini ben yaşadım. Detay vermek istemiyorum, Cumartesi günkü MOBESE çok şey anlatır!
Önlem alın demiyorum, bir sorumluluğu yerine getirmek adına işte tehlike diyorum. Gerisi size…