- Akça Kocam... Seni epeydir göremeyiz, nerelerdesin?
- Ferman buyur, Orhanım...
- Baba dostlarına ferman işler mi Koca Ağam?.. İrşat ve nasihat dileriz. Bilirsin ya, bizler de atalarımız gibi derviş gâzileriz.
Cümlemizin Sultânısın beyim... sen hemen emreyle...
- Bazı küffâr beldelerini ıslah dileriz. Fikriniz nedir?
- Karar senindir ve pek yerindedir Sultanım.
- İzmit tekfuresi prenses Balakonya ile, aranız iyi imiş derler!
- Öyledir Beyim.
Orhan Gazi gülümsedi.
-Samandra tekfurunu esir eyledikten sonra, hakikaten bu prensese sattınız mı?
- Bir şeyler oldu Sultanım.
- Bari yüklüce bir bedel alabildiniz mi?
- Ne gezer beyim! Bu kefereler, bizi dünya pazarlığında hep aldatırlar.
- Aldatan olacağımıza, aldanan olalım.
- Doğru dersin Orhan Gazi... Zaten bizim hesabımız, gayrı öbür dünya iledir. Hemen Cenab-ı Hak size kuvvet, bizlere de âhiret için hayırlı bir yolculuk nasib ede...
- Acele etme Akca Ağam... Daha görülecek işlerimiz durur. Sen bu Osmanlı milletinin direği, babamız ve dedemiz cennetmekanların has dostusun. Bizden isteğin her ne olursa, can baş üstüne.
- Hak canını esirgesin.. Destur verirsen şu tekfuresi belli İzmit taraflarına sefer dileriz!...
- Destur senindir Koca Ağam. Sultan Konur Alp'a döndü: - Sen ne dersin atam yoldaşı?
- Pek münasiptir Beyim. Bizi dahi Koca karındaşımdan fazla ayırmazsın İNŞALLAH Gerede taraflarını da bize bağışla.
- Sizler gibi çalışana helal olsun.
- Hizmetimiz ve dualarımız Osmanlı içindir. Akbaş Mahmut daha arzuluydu.
- Bize de Yalova'yı vermez misin Sultanım?
- Verdim gitti.
Akça Koca izin istedi, söz aldı:
- Bilirsin Beyim... Bizler at sırtından inmedik... Güzel Allahımız ruhsat verdikçe de inmeyiz. Hak kelâmını yüceltmek için, kâfire kılıç sallarız. Müminlere yeni yurtlar açarız.
- Doğru dersin ihtiyar.
- Lâkin fetih diyarları, kılıçla ayakta tutulmaz.
- Belli... Belli... - Bizler kılıç kanununu iyi biliriz de, âdâletin inceliklerine vukufumuz azdır.
- Evet. Adalet mülkün direğidir.
- Alââddin Paşadan bahsederim. Sultanım. İlmi, hepimizden ziyadedir.
- Haklısın Akca Ağam.. Sen hemen şu İzmit derdini halle çalış. Alââddin Paşayı da ötesini de, ondan sonra düşünürüz.
Divanda bulundular. Orhan Gazi'yi, diz yere vurarak selamladılar. Helallaştılar ve görev yerlerine, rüzgar gibi uçarak yollandılar...
- Akça Kocamız sizlere ömür Sultanım!...
- Sen ne dersin Ulak?...
Orhan Gazi beyninden vurulmuşa dönmüştü. Haberci ağlıyordu:
- Ayaklarım kırılsaydı da, size bu haberi getirmeseydim... Velakin üzerimde bir emanet vardır...
- Ne emaneti?
- Akça Kocamın bir vasiyeti efendim...
- Tiz söyle...
- " İzmit'i biz fethedemedik... Canab-ı Hak, Orhan Gazi Beyimize nasib etsin. Şayet bu kaleyi alırsa, cümle haklarımız kendisine helal olur"... deyip, ruhunu teslim etti Sultanım.
Orhan Gazi, derhal sefer hazırlıklarına başladı. Ordusu ile bütün beyleri, paşaları, süvarileri, piyadeleri; İzmit'in fethine gidiyordu.
Yarı yolda, Konur Alp'in da vefat haberi gelmez mi?... Koca Osmanlı Padişahı, ikinci defa sarsıldı... Artık o da yaralı bir kartal gibi, acele ediyordu. Sevdiklerine kavuşmak için, cennete gider gibi savaşa gidiyordu.
Devamı Yarın