Her gidişimizde içimizden birilerini bırakıyoruz, Sarıtopraklığa, Çatağa, Taşocağı Mezarlığına. Birbiri ardına yok oluyoruz, acımasız fani dünyadan. Toplu gidişlerin dönüşünde gün gelecek gelenlerle gelip, dönenlerle dönmeyeceğimizi düşünüyoruz. Gözyaşı döküyoruz, bizimle gelmeyene üzüldüğümüzden mi? Yoksa bir gün sıranın bize geleceği korkusunu hissettiğimizden mi? Orası, meçhule giden gibi meçhul.
Daha bir hafta önce yoğun bakımdan çıkmış, odasında dinlenirken ziyaret ettik, Kenan Yılmaz, İlhami Bakıcı, Bekir Çaylak ile birlikte. Daha iyi gördük, sevindik, espirileri birbiri ardına patlatırken, yüzünde oluşan tebbüssüm yerini gülücüğe bırakırken, geleceğe yönelik planlarımızı sıraladık birbiri ardına.
Hastaneden çıkacak, kontrol için önce Ankara'ya sonrasında da İstanbul'a gidecekti. Sonuçların iyi çıkacağından çok emindik. Dönüşte piknik yapacaktık. Bir ara ''Mantarlar çıkmıştır!'' dedim, güldü ''Sen mantardan ne anlarsın!'' diye karşılık verdi. İlhami kaldığı yerden, ''Sen fotoğrafını çek, o işi de erbabına bırak'' diyerek, lafı tamamladı.
Mantar işi bana ters. Kültür mantarı dışında, doğadan toplanan mantarları hiç yemem. Doğa mantarına pek güvenemiyorum, hangisinin zehirli, hangisinin zehirsiz olduğundan bihaberim. O nedenle espiri olarak söylediğimi hepsi bildiğinden, gülüştük. Mutluluk rüzgarlarının oluşturduğu oksijen hepimizin yanaklarında al al olmasını sağladı.
Bir dostun, arkadaşın düğün törenine katılacaktık. Onun için de biran önce iyileşip, ayağa kalkması gerektiğini sıkı sıkıya tembihledik. ''İyiyim, çıkacağım, fazla yatmaktan yürüyemiyorum ama onu da başaracağım'' dedi, gülümsedi, ''Bugün taburcu olacaktım ama doktor biraz daha beklememi söyledi. Sanırım Çarşamba günü taburcu olacağım'' diye devam etti.
Dediği gibi Çarşamba günü hastaneden taburcu olması kesinlik kazandı. Ancak, evin asansörünün bulunmaması nedeniyle çıkış bir gün tehir edildi. Zemin kat hazırlandı, hastaneden çıktığı haberini aldım. Hafta sonu ziyaret programım elimde olmayan nedenlerden ötürü ertelendi. Akşam uğrayalım düşüncemizi de gerçekleştiremedik. Dün öğle saatlerinde evden işyerine gelirken, yolda karşılaştım Nurullah Nurdoğan ve Yasin Kayhan ile, ''Muammer'i ziyarete gidiyoruz, hadi sen de gel'' dediler, eşlik ettim. Kapının önüne gelinceye kadar, hiç aklıma bile gelmemişti, bizlere verdiği sözleri unutup, veda etmeden gidebileceği...
Yıkıldım...
Beklemediğim bir anda, piknik yapmak üzere kavilleştiğimiz arkadaşımın ebediyete intikali kabullenememiştim o anda.
Daha dün, Çapanoğlu Büyük Camli önünden bindik araçlara, dizildik yollara, gittik topluca Taşocağı Mezarlığına...
Hep birlikte dua ettik...
Döndük bir eksikle...
Daha kaç kez gideceğiz bilmiyorum. Ama bir gidişin dönüşünde olmayacağımdan eminim.