İki gün önce Facebook adresime bir grup isteği geldi. Şuan benim gibi köşe yazarlığı yapan arkadaşımın daveti üzerine yapılan paylaşımları incelemeye koyuldum. Emre arkadaşımın köşe yazılarından birisi nükleer enerjiyle ilgiliydi. Ben de enerji sistemleri mühendisliği öğrencisi olduğumdan konu ilgimi çekti ve okumaya başladım. Sayın yazar belli ki çevreye duyarlı bir insan. Taktire şayan bir duyarlılık, fakat nükleer enerjiyi bu denli eleştirmesi ve çevreye zararlı olduğunu yazması üzerine bende yorumlarımı paylaştım. Sosyal medya üzerinden kısaca bu konuyu ele aldık. Yazar arkadaşıma halka yanlış bilgiler verdiğini söylediğimde doğruları yazma sorumluluğu hissettim bu hafta ki köşe yazımda.
Ülkemiz enerji ihtiyacının çok büyük bir kısmını yabancı ülkelerden ithal ettiği petrol ve doğalgazla karşılıyor. Ülkemizde, doğalgazın %98'i, petrolün % 92’si ve kömürün % 30’u ithal edilmektedir. Yerli ve yenilenebilir kaynakların üretimini de dikkate aldığımızda enerji ithal bağımlılığımızın % 72 olduğu görülüyor. Zamanın siyasilerinin yapmış olduğu uzun süreli antlaşmalar özellikle doğalgazı çok fahiş fiyatlarla almamıza, çok ciddi bir paranın ülkemizden çıkmasına sebebiyet vermekte. Akkuyu ve Sinop’ta kurulacak nükleer santraller sayesinde 16 milyar metreküp doğalgaz ithal etmekten ve dolayısıyla doğalgaza yıllık 7.2 milyar dolar ödemekten kurtulacak ülkemiz.
Gelelim çevre konusuna. Nükleer santrallerin radyasyon yaydığı için istenmediği söyleniyor. Yahu bizim ülkemizde felaket tellallığı yapacak adam mı yok! Araştırmadan, verilere bakmadan, kulaktan dolma bilgilerle etrafı yanıltmak sanat olmuş ülkemizde. Nükleer santral etrafında yaşayan bir insanın bir yılda aldığı radyasyon miktarı, bir seferde çektirilen tomografiden tam 1100 kat daha az. 8 saat uçak yolculuğundan 2.7 kat, günde bir paket sigara içen insanın yılda aldığı radyasyondan 20 kat daha az. İlla ki enerji üreten santrallere karşı çıkacaksak termik santrallere karşı çıkalım çünkü karbon, sera gazı salınımı çok yüksek. Çevreci arkadaşlarımız daha zararlı olan termik santrallere neden tepki göstermiyor onu da anlamış değilim. Yıllardır kullanılan nükleer enerjiyle ülkemiz tanışacakken ve dışa bağımlılığı bitecekken bazı odakların çevreci kesilmesini manidar buluyorum. Mesela Greenpeace. Merkezleri Amsterdam’da Türkiye’deki nükleer santrali protesto ediyorlar yahu Amsterdam’da yok mu?
Çevreden tutturamayanlar turizme, tarıma sığınmak istediler. Fakat orda da tutturamadılar ne yazık ki!
Fransa’da Paris’e 200 km’den daha yakın alanda 6 nükleer santral var, Nogent santralının Paris’e uzaklığı sadece 70 km. Benzer şekilde, İspanya’da Madrid’e 200 km’den daha yakın alanda 4 nükleer santral, İngiltere’de Londra’ya 200 km’den daha yakın alanda 8 nükleer santral var. Bu ülke ve şehirlerin turizm kapasitesinin sıfır olması gerek çevrecilere göre!
Ayrıca, Fransa’da bulunan ve dünya kültür miras listesinde yer alan Loire Nehri üzerinde 14 adet nükleer güç santrali bulunmaktadır ve bu nehir üzerinde bot ile gezinti yapılması, çok yaygın turizm aktivitesidir. Aynı zamanda nehrin etrafındaki arazilerde tarımsal faaliyetler de yürütülmektedir.
Tarım demişken, 104 nükleer güç santraline sahip olan ABD’nin, 42,8 milyar dolarla dünyada en fazla tarımsal ürün ihracatı yapan ülke olduğu bilinmektedir. Yine, elektrik üretiminde nükleer enerjinin payı en fazla olan (%75) Fransa da, en fazla tarımsal ürün ihracatı yapan 2. ülkedir.
Dünyanın bu kadar yüksek oranda ve rahatlıkla kullandığı nükleer teknolojiyi biz neden kullanmayalım? Geç  bile kaldık. Santrallerin devreye girmesiyle Sorgunda bulunan uranyum rezervi de göz önünde bulundurulacaktır ve memleketimize faydası  olacaktır.
Yazar arkadaşım neden rüzgar enerjisi, güneş enerjisi değil de nükleer diye sormuştu okurlarına. Son olarak bunun cevabını vererek yazımı sonlandırmak istiyorum.
1 km2 alana kurduğun nükleer santralden elde ettiğin enerjiyi elde etmek için 500 km2 lik güneş enerjisi santrali, 600 km2 lik rüzgar santrali, 2400 km2 hidrolik enerji santrali yani baraj kurman gerek. (Düzce kadar bir alanın sular altında kalması demek bu). Yılda 8760 saatin, bakım dönemleri çıkarılırsa, nükleer santral yaklaşık 8000 saatinde çalışabilir, ama hidrolikte bu ortalama 4000 saat; rüzgarda ortalama 3000; güneşte ise ortalama 2500 saattir. Yakıt verimi olarak baktığımızda 1 kg uranyumdan elde ettiğin enerjiyi, 50 ton odundan, 17 ton kömürden, 12.5 ton petrolden elde edebilirsin. Karbon salınımı, gürültü gibi kirlilikleri de olmadığından nükleer enerji faydalı bir enerjidir.
Dünyada 31 ülkede 437 adet nükleer reaktör işletmede, buna ek olarak, 14 ülkede 68 nükleer reaktör inşaat halindedir.
2030 yılına kadar 164 nükleer reaktör yapılması planlanmakta ve 317 nükleer reaktör ise ülkelerin nükleer programlarında yer almaktadır. Dünya nükleere sıkı sıkıya sarılırken lider ülke olma hedefi olan Türkiye bu konuda geç kalmıştır. İran nükleer gücünden ötürü bölgede liderliğe soyunuyor, düşünün artık nükleer nasıl bir güç…
Ülkemizin nükleerle ilgili programını bir enerji mühendisi adayı olarak beğeniyorum ve destekliyorum. Halkımızı araştırmaya çağırırken, aslı astarı olmayan bilgilerle kamuoyunu yanıltan kesimleri de esefle kınıyorum. Saygılarımla…