Neden hayatımızda ki doğrular hepimiz için her zaman aynı olmaz ki;
    Doğru tek eğilmidir?
    Hayat’ta insan neleri öğrenmiyor ki, bu düzeni bozulmuş, insanlığın yok olduğu sahte Dünya’da hangi doğru, hangi insan!
    Hani hep deriz ya bu acımasız, kahpe dünya diye aslında kimdir acımasız olan?
    Dünya kuruldu kurulalı hep aynı, aynı olmayan tek şey, sürekli misafir olan zavallı bir o kadar da garip olan tek varlık insanoğlu değil mi?
    Bizler kendimizi birer oyuncu olarak ve dünya’yı da bir sahne kabul eder isek, sahne’de oyunlar hep aynı yerde oynanırken oyuncular (sürekli) değişmektedir.
Bizi Yaratan, o sahne’de her birimize farklı roller veriyor vebizlere düşen o rolümüzü en iyi şekilde oynamak için çaba harcıyoruz.
    Oyuncuların kimisi rolünü çok iyi oynarken kimisi ya tam anlamıyla rolünün değerini anlamadan oynuyorken kimisi rolünü daha sahneye gelmeden unutu veriyor.
    Ama sonuçta bütün hepimiz o sahne’de yer alıyoruz.
    Yer almamız için illaki oyuncuların mükemmel olması şart değiy zaten.
    Gerçek ile doğru aynı şeymidir?
    Nasıl yani?
    Gerçek ile doğrumu?
    “Gerçek” mutlak ve sonsuz olduğu için bütünüyle kuşatılmaz. O yüzden gerçeği, herkes kendi zeka, anlayış, istidat ve kabiliyet vede iç derinliğine göre ondan nasiplenir,payını alır
    Şöyle ki;
    Vaktin birinde bir padişah bir rüya görür. Rüyasında denizin dibinde uzakta bir karartı farketmiş ve korkudan fazla yaklaşamamış. Karartı ona seslenmiş; Yaklaş ve beni gör demiş. Ama tam yaklaşacağı sırada ise padişah uyanmış.
    Sabah uyanınca da büyük bir meraka kapılmış. Gerçekten denizin dibinde böyle bir şey varmıydı diye? ve niçin ona yaklaşamamıştı?
    Sonra karar vermiş, kim bana rüyamda gördüğüm şeyin resmini çizebilirse ona, yer yüzünün en değerli hediyesini vereceğim demiş ve bunun üzerine ülkedeki bütün dalgıçlar denize dalıp çıkmış.
    O şeyin resmini çizebilmek için; Her birifarklı resimler çizmiş, farklı şekillerde yorumlamış denizin dibinde gördüklerini ama padişah’a bir türlü onu tarif edebilecek bir dalgıç  çıkmıyormuş.
    Danışmanlarından bir tanesi bütün o denize dalan dalgıçların çizdiği resimleri birleştirmeye karar vermiş, ve resmi danışman, padişah’a verince padişah “evet işte bu” demiş.
    Aslında bütün (herkes) kendi kabiliyetince o’nu kavradı ve çizdi ve o’nu öyle bildi. Kimse yanlış birşey söylemedi, sadece eksik ifade etti. İşte çoğu doğrularda böyledir.
    O yüzden de “Gerçek” sana göre, ötekine göre ve diğer bir şahsa göre değişir. Kısaca insan neyi yada nasıl görmek istiyor ise o’nu öyle görür
    Çünkü birşeyin doğru  yada yanlış olarak nitelendirilmesi ancak Yaratıcı katında karşıtlığı ile mümkün olabilir. (mümkündür)
    Bu’da insan için imkansız’dır. İnsanın mevcut donanımı ile anlayamaz. Gerçeği tanımlamak, aydılatmak, üzerindeki karanlığı kaldırmak zor iştir.