Nerede başlasam, ne yazsam, nasıl anlatsam dediğim nadir haberlerden birini yazdım bu gün.
    Ve bu gün yine nereden, nasıl başlayacağımı bilemediğim köşede beraberiz.
    Bir Cumartesi gününe böyle kılavuzu belli olmayan ifadelerle başlamak istemezdim inanın.
    Şimdi soruyorum size, ‘Benim yerimde olsanız ne yazardınız’…
    İki gündür aynı konu üzerinde konuşuyoruz ‘Şehit Ailelerinin düzenlediği teröre lanet mitingi’…
    Mitingi uzaktan-yakından izlediyseniz katılımın hangi ölçülerde olduğunu görmüşünüzdür.
    Bir avuç insan ‘Teröre lanet okudu’…
    Katılımın azlığına bakıp da Yozgat’ı kökten yargılamak değil niyetim.
    Aynı kalbi duyguları paylaştığı halde yürüyüşe katılamayanların olduğunu da biliyorum.
    Ama bu refleks Yozgat’ın kalıbına uymadı!
    O yürüyüşte basın mensubu olarak ben de vardım.
    Slogan atıp, teröre öfke yağdıramasam da ihanetin karşısında ölünceye kadar yılmaz duruşumu sarsılmadan yürüteceğimi beni tanıyanlar bilir.
    Ama gelin görün ki gazeteci olarak dünkü yürüyüşü haberleştirmek ya da köşede yorumlamak bana göre Yozgat literatüründe gazetecilik yapanların bu gün için borcu.
    İyi ama şimdi ben ne yazmalıyım?
    Mitinge katılım az oldu, Yozgatlı beklenen yürüyüşü gerçekleştiremedi desem hainler sevinecek, gülecek halimize…
    İhanet kusan internet siteleri Yozgat’ın sönük mitingi deyip alay edecek.
    Tam tersi şeyler yazsam…
    Teröre lanet mitingine yüzlerce, binlerce insan katıldı desem…
    Bu kez de kendimizi kandıracağız.
    Boy aynasında bir beden daha büyük göstereceğiz hiç olmayan yanımızı.
    O halde Yozgat’ın bu hali ne?
    Ölü toprağı mı döküldü insanların üzerine?
    Cumhuriyet Meydanı’na birileri teröre lanet okurken (az veya çok) hemen kenarda oturmuş sinema izler gibi olayı izleyen ak sakçı, ak sakallı amcalar, teyzeler…
    Yine aynı şekilde Lise Caddesi boyunca yürüyüş yapanları turist edasıyla sağır ve kör bir duygu ile izleyenler vardı!
    Enteresandır teröre lanet mitingini sinema izler gibi izleyen, bazı bölümlerine gülenler dahi vardı.
    Dünkü yürüyüşte insanları izledim, tahlil etmeye çalıştım hangi ruh hali ile bakıyorlar olaya, inanın tam bir izahata ulaşamadım.
    Dünkü yürüyüş için biraz geç kalınmış olunabilir.
    Diyarbakır’daki saldırının hemen ardından yapılması doğru olanıydı.
    İşte sorun tam da burada başlıyor.
    Tepkimizi dahi zamanında veremeyecek kadar reflekslerimiz bozulmuş.
    Hal böyle iken siz benim yerimde olsanız ne yazardınız?
    Kime ne söylemek, nasıl bir mesaj vermek gerekirdi!
    Yürüyüşte şu yok, bu yok diyerek birilerini rencide etmek, suçlamak isteseydim inanın sayfalar yetmezdi.
    O kadar çok kişi, kuruluş ve vatandaş vardı ki yürüyüşe katılmayan, hangi birinden başlamalı.
    Bu gün biraz bozuğum açık konuşmak gerekirse.
    Hiçbir şey yazmak gelmiyor içimden.
    Eğer Kaan’dan esinlenmemiş olsaydım, bu kadarını da yazamazdım herhalde.
    Kaan ne yazayım, nereden başlayım dediğimde “Abi işte bunu yaz, daha ne yazmak isteyip de yazamadığını…”
    Aslına bakarsanız şuan benim için ayrılan bölüme haberde koyabilirdim.
    Ama öyle yapmayı da doğru bulmadım.
    İnsanların duyarsızlığına bende eklenmek istemedim.
    Bir şeyler konuşmak için de olsa bir şeyler konuşmak gerektiğini düşündüm ve yazdım!
    Artık takdir sizin, her yoruma açık bu köşe!
    Yazmak için yazılmış bir yazı!
    İhanetin yüz bulduğu bir ülkede ihanete küfretmek de kayda değer bulunmuyor artık.
    Komik geliyor, değer bulmuyor!
    Böyle bir ortamda ne yazılması gerekiyorsa o kadarını yazdım.
    Varsa içinizden gelen bir şey bundan sonrasını siz devam edebilirsiniz.
    Tabi içinizden bir şey geliyorsa.
    Bu gün Cumartesi…
    Bu kadar olumsuz sözün ardına iyi bir gün nasıl dilenir onu da bilmiyorum.
    Sadece tek kelime; hayır dolu günler sizinle olsun!
    Allah evlat acısı yaşatmasın, şehit tabutu göstermesin gören gözlerinize!
    Gerisi canınızın sağlığı.