Ne yazık ki; Türkiyemizde markalı konut inşa eden firmaların varlığı, daha önceleri birkaç firmayı saymazsak, son 6 – 7 yıl içerisinde ortaya çıktı.
Bu firmalarda görev alan, mimar, inşaat mühendisi, şehir plancısı, peyzajcıları bir yana bırakırsak ki, mesleki yönden şanslı grup diyebiliriz… Ya diğerleri?
Yıllardır, belediyelerin çoğunca yok kabulü görmüşlerdir.
Neticesinde de arabesk şehirleşmenin önü alınamamıştır.
Oysa ki, binalar şehirlerin aynasıdır. Milyonlarca turist çeken Paris, Prag, Viyana, Budapeşte’yi cazip kılan ana neden binalardır.
Türkiye’de ise Cumhuriyet öncesi yapılan binalar neredeyse parmakla sayılacak derecede azdır ve de hayranlıkla izlenen yapılardır.
Ranta kurban edilen şehirlerin, ilçelerin, kasabaların hali öncelikle mimarların, mühendislerin, şehir plancılarının, çevrecilerin yüreklerini yakmaktadır.
Haliyle karpuzcu müteahhidin olduğu yerde, bu işin mektebini görmüşlerin ne önemi vardır ki?!?
Etriye demirini “ne eti?!?” diye soran zihniyet ancak ve ancak bu işin mektep mensuplarına verilecek önem ve itibarla yok edilir. Bunu da sağlayacak olan Devlet kurumlarıdır.
Fuzuli ne etmiş neylemiş de ne güzel söylemiş:
“ Sussam gönül razı değil, söylesem tesiri yok.”