“Ağla deli gönül ağla, ağlamanın zamanı şimdi!” Mevlid Kandilini yaşadık. Çapanoğlu Camii tıklım tıklım doluydu. Âdetim değil ama Mevlid okuyan hocaları görebilmek için en ön sıralara geçtim. Büyük Cami'nin güzel sesli hocaları Mevlid okurken gönül oralarda gezindi.
Gerçekten bir aşkmış bu; bir tutku, bir özlemmiş. Maalesef geç anladık onu! Şimdi diyorum ki: “Ağla bre deli gönül ağla, ağlamanın zamanı şimdi!” Treni kaçırdın, sevgili kaçan trene bindi, el sallamadan çekip gitti. Onun özlemiyle yanar tutuşursun. Ağlamak da sana yakışıyor hani!
Misafirliğimizin ilk günleriydi, utana sıkıla Altınoluk'un alt bölümüne yaklaşmaya çalıştım. Görevliler “Hacı Türk-Hacı Türk yallah yallah!..” deseler de aldırmadım. İmamı Azam Ebu Hanife hazretlerinin namaz kıldığı o makamda namaza durmak istiyordum.
Bir hayli sıkıştırılmıştım, zaman zaman kaburga kemiklerimden ses geliyor, kemiklerim kırılacak gibi oluyordu. Kâbe'nin duvarına tutunup dua etmeyi, yalvarmayı, çocuklarımı anmayı ve selam gönderenlerin selamını o yüce makama arz etmeyi düşünüyordum. İnadım azmimle birleşti tam Altınoluk'un altına yanaştım.
Önce iki rekât namaz kıldım. Üzerimden geçenlere aldırmadan, çiğnensem de, itelensem de burada namazımı kılacağım ve Kâbe duvarına yapışacağım diyordum içimden. Nihayet öyle de oldu. Namazdan sonra kalkıp büyük bir izdiham içinde Kâbe duvarına tutunabildim. Ayakta yüzükoyun kapanmış, herkes gibi ben de dua ediyordum.
Bir ağlayanlar vardı, anlatamıyorum. Hüngür hüngür ağlayalar… O kadar istediğim halde ağlayamadım. Sadece dua edebildim. Hüngür hüngür ağlayanların sesi içime ok gibi saplanmış, hıçkırıklar boğazımda düğümlenmişti. Bu denli bir ağıda da akıl fikir erdirememiştim. İrşad toplantılarında hocalardan birisi ağıt konusuna değindi. Ashaptan bazıları Peygamber Efendimize dertlenmişler: “Ya Rasülullah, bazıları Kâbe'nin kapısına varıyor, oralardan tutunuyor, hüngür hüngür ağlıyorlar. Burası ağlama duvarı mı?” diye yakınmışlar. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz: “Evet orası ağlama duvarı, ağlayabiliyorsanız ağlayın!” buyurmuş. Bu olayı duyunca oradaki ağıdın nedenini anlamış oldum. O gün ağlayamadım ama bugün yâdıma geldikçe ağlıyorum ne yalan söyleyim.
Çapanoğlu Camii'nde Mevlid Kandili gecesi Rabbime niyaz etmek üzere namaza durunca gönül o diyarları arzuladı. Medine yi Münevvere'ye gidip Mescid-i Nebi'de sabah namazına durmak istedi. O muhteşem kalabalığa karışıp Ravza'da iki rekât namaz kılmak istedim. Sonra Peygamber Efendimizi selamlamak üzere Babı Selam'dan geçip, “Selam ya Rasülullah yine ben geldim, mahcup, utangaç, günahkâr bir ümmetin olarak.” Deyip mahcubiyetimi arz etmek istiyordum.
Yatsı namazında milyonların içine karışıp Kâbe yi Muazzama'da huşu içinde yatsı namazını kılmak istedim. Namaz sonrası kalabalığın arasından sıyrılıp o yüce dergâhı tavaf etmek istedi deli gönül. Ama “Eyvah dedim, eyvah sen o treni kaçırdın! Kim bilir Allah bir daha sana nasip eder mi? Ya nasip de, ağlayamadığın günlerine burada ağla şimdi!”
Ne yazık ki, biz sevgiliyi orada bırakmışız, Uzak illerde, Mekke'de, Medine'de… Sevgilinin özlemi var içerimizde. Ya kavuşamazsak, ya bir daha ziyaret etmek nasip olmazsa? Bilmem valla ağıt da kurtarmaz seni…
Hep kızardım biliyor musunuz, “Ya bir kez gitmişsin, görmüşsün oraları, ikinci, üçüncü kez ne ararsın, bu garibe yardım et, bir öksüzü ever, filan derdim kendi kendime.” Meğer öyle değilmiş. Yardım da et, öksüzü de ever, yetimin başını da okşa ama o aşk başkaymış!
Gerçekten de bu bir “Aşkmış, sevdaymış ve büyük bir özlemmiş meğer” Kim bilir bundan sonra belki bu aşkın ateşi yaşatacaktır bizi. Bu sevda kavuracak içimizi… Bir dost telefonda diyordu ki; “Buralar başka, buralar anlatılmaz, yaşanır, gelin siz de yaşayın bu muhteşem görünümü!” Yaşasınlar da ama aşka tutulup alev alev yanmakta varmış kaderde…
Deli gönül Mevlid Kandili'nde orada olmak istedi, oraları özledi, yandı, tutuştu, ağıttan başka bir şey gelmedi elinden. Şimdi ben daha iyi anladım o yüce buyruğu: “Evet ağlayabiliyorsanız ağlayın, burası ağlama duvarıdır!” diyen yüce Resulü…
Tüm ekiple üst kata çıkıp, dönüş günü yatsı namazından sonra el sallamıştık “Allahaısmarladık yine geleceğiz” diye iki damla gözyaşımızla. Sevgiliye el sallayan kollarımız orada asılı kaldı. Bekle ey sevgili yine geleceğiz Allah nasip ederse… Sen de özle bizi olmaz mı?