Bundan iki ay önce “Allahısmarladık” deyip sizlerden kısa bir izin talebinde bulunmuştuk. Özal ricamızda: “Hakkınızı Helal edin” talebiydi. Rabbim izin verdi, gittik, manevi doyumu yaşadık ve sağ selim memleketimize döndük. Allah’a bin şükür.
    Neler yaşadık, neler hayal ettik, nelerle karşılaştık? Bunların hepsini anlatabilmek zor. Ama bir kısmını zaman zaman sizlerle paylaşmayı düşünüyoruz. Rabbim, oraları arzu eden, hayalini kuran ve özlemle bekleyen herkese nasip etsin inşallah. Manevi doyumun doruğa ulaştığı o güzel mekanları anlatabilmek zor. Zor olduğu kadar da meşakkatli bir yolculuğu var. Meşakkati de güzel, maneviyatı da güzel.
    Giderken herkesle helallaşmayı arzuladık. Ancak dostlarımızın bazılarına ulaşmamız zor oldu. Allah razı olsun, kime ulaştıksa; “Hakkımız kat kat helal olsun” dediler.
    Tabii ki dostluğa da bu yakışır. Bizim hakkımız da herkese helal olsun. Kimseye kırgın da değiliz, küs de... Ama yüz çevirenler de oldu, onları Allah’a havale ediyoruz, ne diyelim?
    Kutsal yolculuğa çıktığımızı söylediğimiz herkesin gözleri yaşardı. İki damla yaşla selam yolladı oralara. Yüzlerce selam vardı üzerimizde. Bu selam bizde kalmasın dedik, hem Medine’de Peygamber Efendimizin mekanında hem de Mekke’de Allah’ın evinde bu selamı defalarca dile getirerek yerine ulaştırdık. Selam gönderenler için duada bulunduk, bağışlanmalarını diledik. Rabbim kabul eylesin...
    İlk durağımız Medine idi. Yorucu bir yolculuktan sonra otelimize ulaştık. Valizlerimizi odalarımıza atar atmaz, Mescid-i Nebevi’yi, Peygamber Mescidi’ni sorduk. Ezan okunmuştu. Koştuk, vaktin farzına yetiştik, namaza durduk. Mescid-i Nebevi’ye adım atmış, Peygamber Efendimiz’e selama gelmiş, mahçup, utana-sıkıla huzura ulaşmıştık. Namazı tamamladıktan sonra kuş misali Yozgat’tan Medine’ye ulaşmanın sevinciyle Mescid-i Nebevi’de dolaştık. Yozgat’ın, Yozgatlı’nın, Büyük Camii cemaatinin selamını dile getirdik.
    İnsanı yücelten, göklere çıkaran, manevi doyuma ulaştıran tabloyla karşı karşıya kalmıştık. Peygamber Şehri’nde, efendimizi bağrına basan bu şehirde huzur bulmuş, saadete kavuşmuştuk. Medine’den ayrılırken herkesin dilinde şu sözcük vardı; “Ya Rasulüllah, sana doyamadık” Evet Medine’ye de doyamamıştık, Medineli’nin efendiliğine de...
    Medine halen Peygamber Efendimizin ağırbaşlılığını yaşıyor. Medine halen Peygamberimizi misafir etmenin olgunluğunu taşıyor. Gerçekten de Medine’ye doyamamıştık.
    Bab-ı selam kapısından geçip Hz. Muhammed’i (A.S.), Hz. Ebubekir’i ve Hz. Ömer’i (R.A.) selamlamak insana büyük haz veriyordu. Gönlümüz huzurdan ayrılmayı hiç istemiyordu. Medine’de tüm yollar Mescidi Nebevi’de birleşiyor. Irmak misali tüm kaynaklar Mescidi Nebevi’ye doğru akıyor. Akın akın insan selinin Mescidi Nebevi’ye doğru aktığıa şahitlik ettik. Ve yüz bin sahabe’nin yattığı “Cennetül Baki” mezarlığı bizi alıp götürdü tarihin derinliklerine, ashab dönemine...
    Uhud’u ve Uhut şehitlerini anlatmak ise içinizde bir fırtınaya dönüşüyor.
    Uhud şehitlerinin ve Hz. Hamza’nın huzurunda mahçup mahçup gözyaşı dökmek yetmiyor tarihi anlatabilmek için..
    Kafilelerin başındaki hocalar Uhud’u anlatırken o anı yeniden yaşıyormuş gibi anlatıyorlar. Oraya gelen tüm insanların Uhud şehitlerine ve Hz. Hamza’ya ağladığına tanıklık ediyorsunuz.
    Tabii ki bir sonraki durağınız Mekke ve Allah’ın evi...
    Oraya gelen herkes, “Rahman’ın misafirleri”... Yüzlerce renk, yüzlerce çeşit lisan ve milyonlarca insan. Kabe’ye doğru akın akın Allah’ın evine koşuyor. O heyecanı yaşamak, o anı anlatabilmek o kadar zor ki; kalbiniz yerinden çıkıp fırlayacakmış gibi oluyor. Kelimeler kifayetsiz kalıyor.
    Hele hele, Kabe’ye yüzünüzü çevirip ellerinizi Kabe duvarına koyup hüngür hüngür ağlayan insanları görünce beyniniz duruyor. Zaman ve mekan sınırları kalkıyor, Rabbinizle yüz yüze gelmiş gibi  hesaplaşıyorsunuz!...
    “Ya Rasulüllah, burası ağlama duvarı mı?” diye soran Ashaba efendimizin “Evet... Burası ağlama duvarıdır, ağlayabiliyorsanız ağlayın” buyurduğunu duyunca ne yalan söyleyim ben de hüngür hüngür ağlayan insanların arasına karışıyorum... Evet anlatabilmek zor, kelimeler kifayetsiz, sözcükler yavan kalıyor...
    Rabbime binlerce şükürler olsun!... Kalemimiz elverdiği sürece zamanla bunları paylaşacağız inşallah.