Başarısızlığımızda önemli faktör onlar.
Severek yaptığımız işimizden soğumamıza sebep oluyor.
Verdiğimiz emeğin, çabanın ve gayretin heba olmasına zemin hazırlıyorlar.
Onlar kim mi?
Daha öncede yazmıştım, onlar liyakatsizler.
Yaptıkları işle alakası olmayan gereksiz unvanlarla donatılmış basit insanlar.
Salon generalleri diye bir tabir vardır hani.
Üzeri apoletlerle, omuzu yıldızlarla doludur ancak ne harbe katılmıştır, ne bir harekata ne de bir çatışmaya girmiştir.
Özellikle fazlaca şehit verdiğimiz dönemlerde bazı komutanlar masa başından talimat veren generallere böyle eleştiri getirirdi ve bu işin masa başından göründüğü gibi olmadığını anlatmaya çalışırdı.
***
Bizimkisi de tam o hesap işte.
Kültürün, sanatın, sporun liyakatsizleri de tıpkı bu salon generalleri misali.
Yani…
Geçmişte bir tecrübesi yok.
Özel yeteneği yok.
Şiir bilmez, edebiyattan anlamaz.
Saz bilmez cümbüş bilmez.
Bilenin abdal değil, aptal olduğunu düşünür hep.
Sonrasında ise salon generali olarak gelir karşına dikilir.
Artık talimat verende odur, süreci ve gidişatı belirleyende.
Eh sonuç belli işte.
Yerel tabirle yapılan işin ve ekibin it kadar değeri olmaz.
Çünkü işi yöneten liyakatsizdir.
***
Yozgat bu konudan az çekmiyor değil.
Sporu angarya olarak gören, sanatı makineyle bir tutan ile bu işler yürümüyor.
Birileri gönüllü olarak kürek çekse de kılavuz bir kere karga işte.
Ne yaparsan yap boş.
İşin özü size gösterilen birçok topluluk, takım ya da cemiyet öyle gösterildiği gibi kurumsal değil.
Bu iş sosyal medyadan algı yapmak, fotoğraf paylaşmak ve billboard süslemekle olmuyor.
Sözün özü sanata ve kültüre sahip çıkıyoruz sözü sadece bir hikâyeden ibaret.
En başından beri bu konuda belirttiğim bir görüş ve fikir vardı ki; o da bu işleri gönüllü insanların, gönüllülük ve fedakârlık esasıyla yürütmesiydi.
Bu işler para-pul için yapılmaz.
Şan-şöhret için yapılmaz.
Sosyalleşme arzusuyla yapılmaz.
Kendisine etiket ve unvan eklemek isteyen çakma derneklerle yapılmaz.
Siyasi rant ve reklam arzusuyla destek verenlerle yapılmaz.
Liyakatsiz adamlarla hiç ama hiç yapılmaz.
Bilmem anlatabildim mi…
Selametle…