En önemli uzvumuzdur dilimiz. İletişimimizi onu kullanarak sağlar, ihtiyaçlarımızın giderilmesinde, isteklerimizin iletilmesinde, en çok onu kullanırız.
    Canlıların en mükemmeli diye tanımlanışımız da; ayrı bir yere sahip olan dilimiz; çok farklı, özellikli kredili ve de itibarlıdır.
    Bizim dışımızdaki canlıları; ‘ağızsız, dilsiz’ diye tarif ederiz.
    Dilimizi; ağzımızda yer alan bir et parçası olarak görüyoruz.
Bu et parçasının maharetlerini saymakla bitiremeyiz.
İyi kullanıldığında, savaşlar durdurabilen, doğru kullanılmadığında ise canlardan eden fonksiyonunu
    Yunus;
    Söz ola kese savaşı
    Söz ola kestire başı
    Diyerek, veciz ve en sade bir şekilde özetlemiştir. 
    Lisan-ı kal denilirdi, dilimizle ifade tarzımıza.
    Buna, yeni karşılığıyla; sözlü iletişim de, diyebiliriz.
    Bir de; Lisan-ı hal vardır ki, esas değinmek istediğim Konu da budur.
    Buna da; Vücut dili diyebiliriz. Lisan-ı hal çoğu zaman lisan-ı kal’den  daha tesirlidir.
    Eğer lisan-ı kal konusunda, yeterli, yetenekli değilseniz, imdadınıza; lisan-ı haliniz yetişecektir.
    Tabiatıyla biri, diğerinin ikamesi değildir.
    Yerinde ve gerektiği kadar, her iki lisanı da kullanıyor olmak işin en güzel olanı, her iki lisanı birlikte kullanabilme yeteneğine sahip olmak demek, hitabet sanatına sahip olmak demek gibi bir şeydir.
    Lisan-ı kal’de, sırf dilimizi kullanmak yeterken; Lisan-ı hal’de,  adeta, vücudumuzun tüm
    Fonksiyonlarına ihtiyaç duyarız.
    Tebessümlü bir çehreyle, abartıya kaçmadan el, kol hareketlerimiz, oturuşumuz, kalkışımız, hatta kılık kıyafetimiz, bedeni bakım ve temizliğimiz de, lisan-ı halimizin ifade tarzlarıdır.