Barışta ve savaşta, karada, denizde ve havada her zaman ve her yerde milletime ve cumhuriyetime doğruluk ve muhabbetle, hizmet ve kanunlara ve nizamlara ve amirlerime itaat edeceğime ve askerliğin namusunu Türk Sancağının şanını canımdan aziz bilip icabında vatan, cumhuriyet ve vazife uğrunda seve seve hayatımı feda eyliyeceğime namusum üzerine andiçerim.
İşte bu şekilde ant içtiler.
Kutlu bir yemin di onların ki…
Bu yemine sadık olup, ne kadar görev biçilmişse canları pahasına o şerefli üniformanın içinde görev yapmak tek gayeleri.
Yozgat, geçtiğimiz Cuma günü önemli bir güne ev sahipliği yaptı.
Celal Atik Spor Salonu'nda İl Jandarma Alay Komutanlığı tarafından 337. kısa dönem erler için yemin töreni düzenlendi.
Yemin eden askerlerin aileleri de katıldı törene.
Duygu yüklü, coşkunun doruklara ulaştığı bir yemin töreniydi.
100 kısa dönem erin usta asker olduğu yemin töreninde anaların yüreğindeki heyecan gözlerinde yaş oldu.
Alay Komutanı Engin Ünalan'ın anlamlı konuşması ile taçlanan yemin töreninde bir kez daha bizi bizi yapan, hamurumuzu oluşturan değerler depreşti.
O an ayyıldızlı bayrak daha farklı nüksetti kalplere, İstiklal Marşı'ndaki coşku daha da gürleşti.
Vatan denilen kavram tarifsiz bir hal aldı.
Bir kere daha anladım ki, millet olarak bizim yüreğimize birilerinin dokunması geliyor.
Duygularımızın harekete geçmesi, bizi var kılan mefhumelerin farkına varmamız için kalbimize dokunmalı birileri.
Duygu yüklü yemin töreninden çok şey çıkarmak mümkün.
Mesela töreni izleyen annelerin göz yaşı…
Türk analarının gözündeki yaş hiçbir zaman dinmez. Yüreği yanıktır Türk anasının…
Ta Osmanlı'dan bu güne..
Gözü yaşlı, cefakar ve çileli. İşte o yüreği yanıklık yüz yıllar sonra dahi yakar da yakar anaları…
Askerler yemin ederken aileleri de en az onlar kadar heyecanlı ve gururluydu.
Eminim o an haydi cepheye dense evlatlarından, eşlerinden önce koşarlardı vatan savunmasına.
Gelecek adına bu gün yaşadığım en büyük umutsuzluk buydu işte.
Millet olarak maddelere bağlanıyor, o maddelerle yaşıyor, değer yargımızı yitiriyorduk.
Özellikle de son yıllarda vatan denilen değer yargımıza bir şeyler oluyor, vicdanlarımızdaki kırmızı çizgilerimiz silinmeye başlıyor diye düşünüyordum.
Öyle düşünüyordum çünkü gelecek adına umutlarım giderek tükenmeye başlamıştı.
İhanete bakış açımızın değişmesi açıkçası yadırgamama sebep oluyordu bakış açımızı.
Doğu ve Güney Doğu Anadolu'da vatanı için görev yaparken şehit olan askerlerimizin cenazesinde bir ebedi duayı göndermekten aciz insanların olduğunu görmek.
Ya da vatan denilen kavramı içi boş, sıradan bir söz haline getiren.
Vatanı toprak parçası olarak görenlerin var olduğunu bilmek yarın adına umudumu iyiden iyiye yitirmeme neden oluyor.
Yarına biraz olsun kaygısı olan her insanın düşündüğü şeylerdir bunlar.
Semada ayyıldızlı Türk bayrağını görüp de titremeyen bir kalbe kalp demem ben.
Kısa dönem askerlerin yemin töreni bir hayli etkileyiciydi.
Silahını vermeyen asker isimli küçük skeçte o derece anlamlı.
Çanakkale'de yaşanmış olayı canlandırdı Mehmetçik.
Anaların göz yaşının yerine sığmadığı an da işte bu oyun anıydı.
Duygusal milletiz…
O duygular körelmez körelmesine ama gün gelir önüne bir şeyler konur.
Adı madde olur manadan uzak.
Adı çıkar olur duygulardan ırak.
Ne biliyim, işte öyle bir şey.
Yemin töreninde göz yaşlarını tutamayan anneler tören bitiminde yavrularına daha sıkı sarıldılar.
Yemin sonrası bir kere daha anladılar ki evlatlarını çok ama çok kutsal bir ocağa emanet etmişler.
Ve vazifeleri o kadar önemli ki, can vermeye değer.
Yemin töreninin hazırlanmasında emeği geçenler hakikaten önemli bir görevi yerine getirdiler.
Keşke hava müsaade etseydi de o tören Yozgat meydanında yapılsaydı.
Ve o duyguyu daha çok insan paylaşabilseydi.