Toplumsal konulara parmak basmak, ateş fırınına el sokmak,
    Arı kovanından bal almak,
Ya da hızla giden bir otomobilden aşağıya atlamak gibi bir şey.
    Toplumu ilgilendiren olaylarda çuvaldızı önce kendinize batırmanız, iğneyi batırdığınız yerdeki acıyı hissetme adına faydalı olacaktır.
    İşte tam da buradan hareketle geleceğimizin teminatı çocuklarımızın içinde bulunduğu durumu tahlil etmek istedim birlikte. Tabi biraz vaktiniz varsa!
    Nereden nereye gidiyor(uz) çocuklarımız?
    Öyle ya, onların gidiş istikameti bizatihi biz anne-babaların gösterdiği, ya da gittiği istikamet.
    Her ne kadar kimi zaman tam tersi istikamette gibi görünse de aslında bizim gösterdiğimiz yoldur gidilen yol.
ATEŞ TOPU OLMUŞ
SOKAKLAR!
    Her geçen gün bozulan, bozuldukça içindeki canlıları büyük bir kıyamete doğru sürükleyen alametlerin yaşandığı düzendeyiz.
    Yer ve mekan farkı gözetmiyor artık yaşananlar.
    Yani, bazı yanlışlar, çarpık ilişkiler ve düzensizlik tek başına İstanbul’un, Ankara’nın, İzmir ya da Antalya gibi metropol kentlerinin değil.
    Oralarda ne varsa buralarda Yozgat’ta da o var!
    İçi boş bir nesil yetiştiriyor kendi ellerimizde.
    Kılık kıyafetinden hayata bakış açısına, eğitim kalitesinden insan olma özelliğine kadar pek çok şeyden yoksun bir gelecek yetiştiriyor.
    Okulların tatil olup, sıcak yaz günlerinin başladığı son bir ayda Yozgat’ta etrafınıza bakmanız görsel olarak zaten pek çok şey anlatır.
    Henüz çocuk yaştaki kızlarımıza,
    Erkek çocuklarımıza baktınız mı?
    Kılık ve kıyafetleri hangi inancın, hangi milliyetin, hangi değerin temsili?
    Şekilci değilim, keza şekilci kimliğimi bundan 10 yıl önce gömdüm.
    Ama giderek yabancılaşan insanları görmek ister istemez ürkmeme, endişe duymama, kabuslar görmeme neden oluyor.
    Türklük kimliğimiz, İslam ruhumuz, öyle değil mi?
    Bu sözün peşine kimse bana Türklüğün altını üstünü, İslam kavramının sağını solunu göstermesin.
    Bu ülkenin doğrusu tektir, başkası üzerimize büyük gelir, sırıttıkça sırıtır. 
    Bizim çocuklarımız yabancı kültürü, yabancı inanç ve karakteri ile yetişirken biz anne ve babalar ne yapıyoruz?
    Cami de saf mı tutuyoruz, yoksa safı safına mı yaşıyoruz.
    Öyle ya, başını secdeye indirdiği an kendini hesaba çekebiliyor musun?
    Yoksa başkasının orasında burasında mısın hala?
    İşte tüm mesele burada.
    Biz onun orası, bunun şurası demekten kendi aile yaşantımızdan bihaber olmuşuz!
    Şimdi çıkın bakın sokaklara;
    Erkek çocuklarının ağzında küfür. Kızlar da eksik kalmıyor artık.
    Fikri ve zikri çıplak bedenin ardından koşuştururken, aklı zaten bir karış havalarda.
    Düşük pantolonla bilmem neresini havalandıran erkek çocukları.
    Tamam şekilci olmasına şekilci değilim de adamın k…ç… gözüküyor kardeşim…
    Küfür var, şekil bozuk, fikir?
    Küfür eden ağzın kalbindeki güzellik nereye kadar yeşerir. Bir müddet sonra kurur.
    Baba camide secdede evlat kaldırımlarda küfürde.
    Kız çocuklarımız…
    Çocuk denilecek yaştaki kız çocukları bildiğiniz yerli dizi havasında.
    Makyajla büyümüş, çocuk ruhuna yakışmayacak kıyafetlerle açılmış.
    50 yaşındaki bir adamın 13 yaşındaki kız çocuğuna bakan gözlerini görmek artık kanıma dokunuyor.
    Kahroluyorum, kanım donuyor! Yozgat’ta, bu şehrin, aynı havayı teneffüs ettiğimiz bu diyarın toprakları üzerinde yaşanıyor tüm bunlar!
    Fuhuş gözde başlamış, alabildiğince inmiş çocuk dünyalara.
    Ne gariptir tüm bunlar olurken anne-babalar kör.
    Çocukları sokaklar eğitiyor, sokaklar yetiştiriyor…
    Anne-baba kavramı yok, bitmiş!
    Sokaklarda yetişiyor bir gençlik dünyasından bihaber.
    Sokaklar ateş çemberi, nerede Türklüğüm, nerede Müslüman yaşantısı.
    “Bugün komik üniversitesi, hokkabaz profesörü, yalancı ders kitabı, demagog politikacısı, çıkartma kâğıdı şehri, muzahrafat kanalı sokağı, takma diş fabrikası, fuhuş albümü gazetesi, mümin zindanı mâbedi, temeli yıkık ailesi, hasılı kendisini yetiştirecek bütün cemiyet müesseselerinden aldığı zehirli tesiri üzerinden atabilecek, kendi öz talim ve terbiyesine memur vasıtalara kadar nefsini koruyabilecek, destanlık bir meydan savaşı içinde ve bu savaşı mutlaka kazanmakla vazifeli bir gençlik...”
    Diyor Üstat Necip Fazıl Kısarürek.
    Benim Yozgat’ımda sokaklar geleceğimizi karanlık gösteriyor.
    Benim Yozgat’ım da umudum sokaklarda tükeniyor!
    Söylenecek, denilecek çok şey var aslında.
    Ama son sözü de üstada bırakıyorum ve bu dilekle dua ediyorum, daha da elimden bir şey gelmiyor: “Annesi, babası, ninesi ve dedesi de içinde olsa, gelmiş ve geçmiş bütün eski mümin nesillerden hiçbirini beğenmeyecek, onlara 'siz güneşi ceplerinizde kaybetmiş marka Müslümanlarısınız! Gerçek Müslüman olsaydınız bu hallerden hiçbiri başımıza gelmezdi!' diyecek ve gerçek Müslümanlığın 'nasıl'ını ve neidüğü'nü her haliyle gösterecek bir gençlik...”

YOZGAT RÜZGARI

Yerinde oturmayan Rektör

Makamında değil sahada olmalı yönetici.
    Bozok Üniversitesi’nin çiçeği burnunda rektörü de görevi devraldığı günden bu tarafa sahada.
    Son olarak Sorgun’daki Meslek Yüksek Okulu inşaat çalışmalarını inceledi.
    İş olsun diye de değil, yanında yardımcıları, işin uzmanları da var.
    Yerköy’de sel felaketi oluyor, Adalet Meslek Yüksek Okulu’nu su basıyor Rektör Prof. Dr. Tamer Uçar orada.
    Gecenin bir yarısı çıkıp incelemelerde bulunuyor, anında çözüm üretiyor.
    Gecenin bir yarısı, istese gitmez, gönderir bir yardımcı olur biter.
    Sorumluluk böyle bir şey olsa gerek.
    Üniversite gibi bir kurumun sorumluluğunu üstlenen rektörün makamında oturan değil mahallinde yerinde hizmet üreten olması hakikaten önemli.
    Örnek olmalı, örnek gösterilmeli Sayın Uçar’ın yönetici kimliği!