Dost meclisinde lafın beli kırılır, memleket kurtarılır, bildiğimiz ama görmediğimiz, görüp de söyleyemediklerimizi dillendiririz, yüksek sesle. Dışarıdan seyre dalanlar, ''Memleketi kurtardınız mı?'' sorusunu yöneltmekten kendilerini alamazlar. Memleket bizim. Elbette kurtarmak da, yaşatmak da, korumak, kollamak da bizlere düşer. Haykırışımızda, isyanımız da aslında bundandır.
Konu ''Yozgat'' olunca dost meclisinde akan sular durur, durmalıdır, durdu da. Gündemde konu çok ama son günlerde konuşulan konu eğitim meselesi, Yozgat'ın üniversiteye giriş sınavlarında bulunduğu konum. Hal böyle olunca da, ''Bizim zamanımızda'' denilerek başlanılan konuşmaların anlatmakla gelmiyor arkası.  Amaç birilerini suçlamak değil, doğru teşhisi koymak, çözümü noktasında fikir üretebilmek.
''Yozgat'ta hep tek adam dönemleri yaşandı, siyaseti de bürokrasiyi de onlar yönetip, yönlendirdi'' denildi, itiraz ettim, ''Suç bizim!'' diye. Bildik laflar ettim, yıllardır dilime tesbih ettiğim, amma velakin bir türlü dinleyecek kulak bulamadığım, sözlerimi tekrarladım, durdum.
''Bizim bu halimizden birileri nemalanıyor, birlik ve dirlik içerisinde olmamızı istemiyorlar!'' diyerek başladığım konuşmama, ''Türkiye'de kaç ilde meslek kuruluşlarının il merkezi dışında ilçelerinde de kurulu olduğunu?'' sormak suretiyle devam ettim. ''Bizim birliğimiz, dirliğimiz birilerini korkutuyor'' nidalarını atarak, Yozgat il merkezinde yapılması gereken sınavların ilçelere kaydırıldığını, Bozok Üniversitesi'nin kampüs alanı içerisinde yapılanmasını tamamlamadan ilçelerde fakültelerin, yüksek okulların açılması yönündeki girişimlerin de birlik olmamıza vurulan darbe olduğuna değinip, bunlara karşı çıkmak yerine alkışladığımızı dile getirmeye çalıştım.
Bu memleket bizim...
Burada yaşıyoruz...
Burada yaşlanıyoruz...
Atalarımızın mezarı burada, Allah kısmet ederse bir gün bizlerin de mezarları burada olacak.
Yetmedi...
Mezarlar taşlarımızın başucunda çocuklarımız, torunlarımız, torunlarımızın da torunlarının olmasını istiyoruz...
İsyanımız bundandır...
Dost meclisinde ''Memlekeketi kurtarma'' operasyonlarımız bundandır. Sözümüz yoktur, arkasına bakmadan giderken, nasır tutmuş sırtımızı basamak olarak kullananlara. Helal etmesek de hakkımızı, yine de bekleriz helalleşmek için uzaktan da olsa uzatacakları eli...
Ama nafile...
Birileri bir senaryo yazmış, bizleri de figüran olarak bu oyuna dahil etmiş. Kimimiz ''Başrol oyuncusu'' sansak da kendimizi, hepimiz de aynıyız, hepimiz ''Figüran'' olmuşuz...
Silkelenmek gerek...
7.9 şiddetindeki bir silkelenme uyandırmaz bizleri, dalmış olduğumuz bu derin uykudan. 9.9 şiddetinde olmalı, sarsmalı, uyukladığımız yerden savurup, atmalı ki, ancak o zaman belki geliriz kendimize. Ne dersiniz?..