Türkiye'nin yaşlılık haritası güncellendi, en azından bizim açımızdan değişen hiç bir şey yok. Hani derler ya, ''Aynı tas, aynı hamam'' diye, bizimkisi de tam tamına öyle. Bu gidişle de değişen bir şey olmayacak, Yozgat'ta yaşayanlar 50-60 yaşına geldiğinde dört kollu ile çıkacağı seyahatin gün ve saatini bekleyecek..
Her ne kadar kimsecikler farkına varamamış olsa da, bir önceki gün Akdeniz Üniversitesi tarafından güncellenen ''Türkiye'nin yaşlılık haritası'' ile ilgili açıklama, dün gazetemizin üçüncü sayfasında ''Yaşlanamıyoruz!'' başlığı altında yer buldu...
Yapılan açıklama ve değerlendirme irdelendiğinde, Türkiye'de yaşayanların ortalama ömürleri 60-70 arasında değişirken, Yozgat'ta bu durum 50-60 yaş ile sınırlı bulunuyor. Daha önceki haritada da durum aynı idi. Türkiye'nin en kısa ömürlü insanlarının yaşadığı Yozgat'ta bunun nedenleri araştırılmak yerine afaki konularla gündem meşgul ediliyor.
Araştırmayı yapıp, ülkemizin yaşlılık haritasını hazırlayan Akdeniz Ünivesitesi, yurdun farklı bölgelerinde yaşayan Yozgatlıları, başka bir değişle Yozgat'ta doğup, Yozgat'ta belirli bir yaşa geldikten sonra göç edenlere yönelik bir araştırma yapıldığında, Türkiye'nin en uzun ömürlü insanlarının Yozgatlılar olduğu olarak görülebilecektir...
Daha net bir ifade kullanılması gerekirse, ''Yozgat'ta yaşayanların ömürleri, Türkiye ortalamasının altında, Yozgat'tan göç edenlerin yaşam süreleri ise Türkiye ortalamalarının üzerinde'' dersek, abartı yapmamış oluruz...
Yozgat'ta yaşayan insanlar; çilekeş, kaderci, gökten ne yağarsa kabul etmeye hazır, sorgulamayan, kendisine sunulan çileyi başörtüsü niyetine kullanırken, içten içe kendisini kemiren, yok eden ortak bir yapıya sahiptir.
Kendisi aç, susuz insanlar, bunu kanıksamalarına karşın, oğluna, kızına, gelinine iş, aş bulabilmek için mücadele veriyor. Kapısını çaldıkları siyasetçiler, dün olduğu gibi bugün ''Yozgatlı sadece iş için geliyor, proje getiren yok!'' diye kendilerine haklılık payı çıkartmaya çalışıyor. Benim gariban Yozgatlım da, ''Ne yapak ağa proje yapacak, yaptıracak paramız olsaydı, senin kapına zaten gelmezdik'' diye, kendi kendisine söylenmekten öteye bir şey yapamıyor.
Ankara'da, Kayseri'de, Sivas'ta, Kırıkkale'de, Çorum'da hastane kapılarını aşındıran Yozgatlı, sağlık sorununu çözebilmek için başvurduğu hastanenin kapısından, ''Git iki ay sonra gel!'' uyarısıyla veya talep edilen parayı denkleştiremeyecek olmanın mahzunluğu ile vekalet verdiklerinin kapısına dayandıklarında, seçim dönemleri hariç bir azar da onlardan işiterek dönüyor.
Ne var ne yok her şeyi içine atıp, olması gerekirken, olmayanları ''Kader'' olarak kabul edip, sonrasında da kanıksayarak, olağan hale getiren Yozgat insanı 50'sine geldiğinde çöküyor, yakalandığı hastalık bedenini toprakla buluşturuyor.