Anadolu insanı gariptir. Anadolu insanı kimsesiz, sahipsiz ve kanaatkardır. Onun en büyük kaynağı toprak olmuştur. Toprağı ekmiş, toprağı işlemiş, ekmeğini topraktan çıkarmaya çalışmıştır. Gün gelip da toprak karın doyurmamaya başlayınca şehir hayatına kaymış, şehrin acımasız çarkları arasında bir ömür tüketmiştir.
Anadolu insanının çaresizliğini, yalnızlığını, sahipsizliğini ve ilgisizliğini çok iyi biliriz. Çünkü biz Anadolu’nun bağrından çıkmış, bu Aziz Millet’in çocuklarıyız.
Ekmeği-hayatı kazanmayı başkalarının sırtından değil alın terinden kazanmayı öğrendik. Çalan, çırpan, devleti dolandıran, hırsızlarla, hortumcularla, yağcılar ve yalakalarla televizyonlarda, gazetelerde tanışıp hayretimizi ifade ettik. Alın terinden başka bir ekmek tanımadık.
Evet gerçekten de siz işsizlik nedir bilir misiniz? 18-20 yaşında işsiz kalan bir delikanlının halet-i ruhiyesinden anlar mısınız? Psikolojik sorunlar diye geçiştirdiğiniz Anadolu delikanlısının hiç hatırını sorup sual ettiniz mi? Uyduruk siyasetçiler gibi sorunlarını sigara paketine yazıp mı geçtiniz?
Onların anı defterlerini, hatıra defterlerini açıp hiç okudunuz mu? “Bugün 120. gün, ben hala işsizim Ankara sokaklarında… dolaştığım dükkanlar adama ihtiyacımız yok diyorlar. Ben kendi kendime, ne işe yaramaz bir insanmışım diyorum. Bugün de karnımı doyuracak bir simit alamadım… Akşamların olmasını istemiyorum” diye devam eden anılarını hiç açıp okudunuz mu?
Bilemezsiniz yaşamamışsanız bu çileyi!... Gözü açık geçinen, siyasetçilerin kuyruğuna takılıp bir iş koparmak için kılıktan kılığa giren bir babanız, anneniz olmamışsa işsizliğin ne demek olduğunu bilemezsiniz. Ankara’da dayınız yoksa, siyasetçiden yalakanız yoksa nasıl geçersiniz bu imtihanı?
Bugün Anadolu’nun birçok bölgesinde, hanelerin çoğunda bu tür sorunların yaşandığından haberi olmayanlar vardır. Her şeyi güllük gülistanlık zannedenler bu evleri ziyaret etsinler. Oğlu, kızı evde işsiz, güçsüz kalmış hanelere bir misafir olup hal ve hatırını sorsunlar.
Öyle ya “Bana değmeyen yılan bin yaşasın” der, başkasının derdiyle dertlenmezseniz nerden bileceksiniz bu hanelerin feryadını? Ajitasyon çizdiğimi ve konuyu fazla abarttığımı söyleyenler olacaktır. Onlara da “Allah size merhamet, insaf izan versin!” deriz.
Öğretmenlik yaptık, babalık-annelik yaptık, Anadolu’dan geldik, Anadolu’da yetiştik, halen Anadolu’da yaşıyoruz. Birilerinin “Taşralı” dediği diyardanız. İşsiz ailelerle görüştük. İşsiz gençlerle muhatap olduk. Onların çilesini, sıkıntısını, ıstırabını çok iyi bilenlerdeniz.
Şairlere, yazarlara, gazetecilere konu veriyoruz; Buyursun gelsin, genci-delikanlısı, hatta okumuş üniversiteli çocukları olan aileleri görsünler, sorunlarını dinlesinler, neden işsiz kaldıklarını sorsunlar, işte size malzeme, işte size konu.
Devlet babanın, siyasetçi emmilerin, İstatistik Kurumu’nun bu konularda araştırma, inceleme yapmasını da öneririz. Yuvaları dağılan, perişan olan, yalnızlığa itilen, çaresiz kalan, hatta intihar eden ailelerin sorunlarına el atmış olurlar. İnsani bir gurur canım, insana hizmetse işte size konu, işte size hizmet kapısı.
Geçenlerde hanım böyle bir ailenin dramını anlattı, “Kolun, kanadın yok mu? Şu çocuğa bir yardımcı ol” dedi. İşsiz bir çocuğu olan ailenin dramını çizdi. Çözüm olabildim mi? Hayır. Nedenini söylememe gerek var mı? Siyasetçiye yağcılığı sevmem. Ankara’da dayım yoktur zengin iş adamları da beni tanımaz, bürokratlar selam vermez, vekillerimiz kendi derdinde, düğünde, sünnette şahitlik yapıp boy boy poz veriyorlar. Kime nazım geçecek ki benim? Yağcılık, yalakalık yapmayı da beceremem! Bir kalemim, bir köşem var onu da belli, dostlarım olur. Eee ne olacak bu çocukların hali?
Ambarın başını tutan, suyun gevreğini bostanına akıtan, cüzdanları dolduran ve trilyonları sayıp duran beyler, vallahi paralarınız bu çocuklara sahip çıkıp iş alamadığınız sürece sizden dava olacaktır. Ne malınız, ne paranız, ne de pulunuz bir mana ifade etmez, birilerine, kol-kanat olup iş vermediğiniz sürece..?
Son günlerde bir şeyler duyuyoruz. Duyduklarımız doğruysa vay gele hallerine? Malınız yılan olmuş, sizi sokmaya hazırlanıyor. Hep anlatıyorlar ya; mezarlıklardan yılan çıkıyormuş? Eyvah eyvah…