Kıymetli hemşerilerim, hepimiz yaşamımızı devam ettirmek, eve ekmek götürmek, toplumda iyi bir yer edinmek ve benzer nedenlerle çalışma yaşamında işçi, memur, esnaf demeden bir yerde elbette para kazanmak için çalışmaktayız. Söz konusu olan her “iş”te, işi yerine getiren kim olursa olsun, ortaya koyduğu emeğinin karşılığını almak istemektedir. Çalışma yaşamında temel konumuz olan iş sözleşmesi de bir tarafın yani işçinin bağımlı olarak iş görmeyi, diğer tarafın da ücret ödemeyi üstlendiği bir sözleşme türüdür. Bugüne kadar çeşitli bakımlardan çalışma ilişkilerini değerlendirdik. Bugün de iş sözleşmesine göre işverenin borçlarından olan ücreti çeşitli yönlerden ele almaya çalışacağız.
4857 sayılı İş Kanununa göre ücret; genel anlamda ücret bir kimseye bir iş karşılığında işveren veya üçüncü kişiler tarafından sağlanan ve para ile ödenen tutardır. Kural olarak ücret en geç bir ayda ödenmelidir. İş sözleşmeleri veya toplu iş sözleşmeleri ile ödeme süresi bir haftaya kadar indirilebilir. Emre muharrer senetle (bono ile), kuponla veya yurtta geçerli parayı temsil ettiği iddia olunan bir senetle veya diğer herhangi bir şekilde ücret ödemesi yapılamaz. İş sözleşmelerinin sona ermesinde, işçinin ücreti ile sözleşme ve Kanundan doğan para ile ölçülmesi mümkün menfaatlerinin tam olarak ödenmesi zorunludur.
Ücret, yapılan iş karşılığı olarak para ile işçiye ödenen miktardır. İşçi ile işverenin aralarında imzalayacakları ya da sözlü olarak taahhüt edecekleri iş sözleşmesinde, genellikle ücretin ödeme günü ve ödeme biçimi belirlenmektedir. Uygulamada yaygın olanı ücretin aylık olarak, her ayın sonunda ya da izleyen ayın başında ödenmesidir. Ücret aylık olarak belirlenebileceği gibi, günlük belirlenerek ödeme aralığının haftalık olması da mümkündür. Ücret ne olarak belirlenirse belirlensin iki hususun unutulmaması gerekir.
Birincisi, ücretin miktarıdır. Mevzuatımıza göre, asgari ücretin altında ödeme yapılması yasaktır. Asgari ücret; işçilere normal bir çalışma günü karşılığı ödenen ve işçinin gıda, konut, giyim, sağlık, ulaşım ve kültür gibi zorunlu ihtiyaçlarını günün fiyatları üzerinden asgari düzeyde karşılamaya yetecek ücreti ifade etmektedir. İşçiye ödenecek ücretin miktarının, ister günlük, ister haftalık, isterse aylık dönemlerde hesaplansın, en az aynı döneme denk düşen asgari ücret miktarı veya üstünde olması gerekmektedir. Asgari ücret, 2013 yılının 01.07.2013 – 31.12.2013 tarihleri arasında 16 yaşını doldurmuş olan işçiler için brüt 1.021,50 TL., net 803,68 TL; 16 yaşını doldurmamış işçiler için brüt 877,50 TL., net 700,73 TL. dir. İşçilerin evlilik, çocuk sayısı gibi değişkenleriyle asgari ücretin miktarı da değişiklik gösterebilmektedir.
İkincisi, ücretin ödenme günüdür. Yukarıda kısaca değinildiği gibi, ücretin ödenme periyodu haftalık veya aylık olarak belirlenebilir. Ancak periyot ne olursa olsun, ödemelerin en geç ayda bir ve kararlaştırılan ödeme gününde ödenmesi gerekmektedir. Uygulamada karşılaşılan en önemli sorun ücretin ödeme günü ile ilgili olmaktadır. Bunun taraflar arasında kararlaştırılmış olması halinde o gün, örneğin ayın 3. Günü, 5. Günü gibi, ödenmesi gerekir, eğer kararlaştırılmamışsa yaygın olan alışılagelmiş olan ödeme gününe, örneğin ayın ilk Salı günü gibi, bakılır. Kanun “Ücreti ödeme gününden itibaren yirmi gün içinde mücbir bir neden dışında ödenmeyen işçi, iş görme borcunu yerine getirmekten kaçınabilir. Bu nedenle kişisel kararlarına dayanarak iş görme borcunu yerine getirmemeleri sayısal olarak toplu bir nitelik kazansa dahi grev olarak nitelendirilemez. Gününde ödenmeyen ücretler için mevduata uygulanan en yüksek faiz oranı uygulanır. Bu işçilerin bu nedenle iş akitleri çalışmadıkları için feshedilemez ve yerine yeni işçi alınamaz, bu işler başkalarına yaptırılamaz” demektedir. Buna göre işçinin kararlaştırılan ödeme gününden yirmi gün geçmesine rağmen ücreti ödenmemişse, işçi ücreti ödenene kadar çalışmaktan kaçınabilir. Bu durum işverene iş sözleşmesini haklı nedenle fesih hakkı tanımaz, işçinin de geçen haftalardaki yazımızda belirttiğimiz gibi, 4857 sayılı İş Kanunu 24/e. Maddesine göre “işçinin ücreti kanun hükümleri veya sözleşme şartlarına uygun olarak hesap edilmez veya ödenmezse” hükmü ile haklı nedenle fesih hakkı doğacağından, Yargıtay’ın da son zamanlardaki içtihadına göre, bu yirmi günlük sürenin bu maddeye göre iş sözleşmesinin feshinde bekletici olarak değerlendirilmesi gerekmektedir.
Bu hafta son olarak ücretin nasıl ödeneceğine değinirsek; ilgili yönetmeliğe göre, işyerleri ve işletmelerinde İş Kanunu hükümlerinin uygulandığı işverenler ile üçüncü kişiler, Türkiye genelinde çalıştırdıkları işçi sayısının en az 10 olması hâlinde, çalıştırdıkları işçiye o ay içinde yapacakları her türlü ödemenin kanunî kesintiler düşüldükten sonra kalan net tutarını, bankalar aracılığıyla ödemekle yükümlüdürler. Burada yönetmelik metninden anlaşılacağı üzere, işverenin ister tam süreli ister kısmi süreli çalışan işçileri olsun bir ayrıma gidilmemiş, aynı işyeri ve mekanda çalıştırma zorunluluğu da aranmadan, tüm Türkiye’de aynı işverene ait işçilerin toplamının 10 ve üzerinde olması koşulu ile işçinin banka hesabına yatırılmak suretiyle ile ücretinin ödenmesini zorunlu hale getirmiştir. Çalışan sayısı toplamı 10’un altında ise işverenin banka kanalı ile ücret ödeme yükümlülüğü yoktur. Ancak bu durumda dahi, işçinin hak ettiği ücretinin ödendiğinin kanıtlanabilmesi için ücretin ödenmesine ilişkin bir belgenin olması gerekmektedir. Bu belge İş Kanununa göre ücret hesap pusulası, Vergi Usul Kanununa göre ücret bordrosu veya bunlar yoksa bir tediye makbuzu olabilir. Bu belgeler kanunlarında sayılan bilgileri ihtiva etmelidir. Ama dikkat edilmesi gereken en önemli husus işçiye bu ödemenin yapıldığına dair imzanın mutlaka belgede yer alması zorunluluğudur.
Ücret hakkındaki bilgilendirmemize önümüzdeki hafta da devam etmek üzere, sağlıcakla kalın. Selamlar …