Bu gün benim, yarın senin, ertesi gün başkasının çocuğunun başına gelebilir bu olay diyor şehit babası.
    Cepheye bende gideyim, kilitleyim kapımı, gidelim bitirelim bu soysuzları diyor yüreği yanık, kalbi acılar içinde, gözyaşları sel olmuş eli nasırlı adam.
    O adamın yüreğine bu gün bir şehit gömüldü Sevgili Yozgatlılar…
    Yerköy’de sabahın ilk ışıkları ile aldı haberi.
    Tarlasında her şeyden habersizdi.
    Bir güne daha uyanmıştı toprağına bereket duaları ile.
    Bir güne daha uyanmış, yüreğinden geçip giden sızıdan habersiz.
    Fatih demişti ilk oğluna İstanbul Fatih’i…
    Kızına Sultanlığı yakıştırdı Sultan olsun dedi.
    En küçük de Mehmet olmalıydı.
    Er babanın evladı Fatih Sultan Mehmet Han kadar asil, yüreği iman ve vatan sevgisi dolu.
    Bu gün, hain pusunun sabahında baba yüreğinin üç evladıyla yüreğine kurduğu sevgi surlarından biri yıkıldı.
    Bu gün Yerköy’e cenazeyi takip etmek için giderken şunu düşündüm.
    Şehit ne demek?
    Vatan ne demek?
    Bayrak, İstiklal Marşı ne demek?
    Bu gün yüreğine şehidini gömen bir babanın acısından daha büyük olanı bu sorulara verdiğim yanıttaydı aslında.
    Her geçen zaman bize bu değer yargılarımızın anlamını yitirmeye/yitirttirilmeye çalışılıyor!
    Şehitmiş, ruhuna bir Fatih’a gönder toprağa!
    Bu düşünce milletimin zihnine kazınmaya, düşüncelerinde yer edinmeye başlamış.
    Bu düşünce ki, dağdaki eli kanlı köpeğin kurşunundan daha acı, daha vahim, daha kaygı verici.
    Şehit Piyade Uzman Çavuş Mehmet Tez şehit oldu.
    Ateş nereye düştü?
    Anne, baba, kardeşleri, eşi, yakın akrabaları ve silah arkadaşlarının yüreğine.
    Şehit babası da buna isyan ediyor işte, “bakmayın öyle” diyor “bakmayın!”
    “Bu gün benim evladıma, yarın sizin, diğer gün başkalarının”
    Ateş gün gelir sizin de ocağınıza düşebilir!
    Kalabalıktan bir el ağzını kapatıyor, susss isyan etme dercesine!
    Ama dinlemiyor şehit babası basıyor isyanı…
    Yumruk yiyen milletvekili için Amerika’dan telefon ediliyor, bakanlar hastanede ziyaret üstüne ziyaret ediyor, ama şehit ailesine bir baş sağılığı dileyen yok!.. diyor şehit babası! Şehit babası ne devletine, ne milletine, ne de oğlunun şahadetine isyan ediyor. Teröre tanınan ültimatoma, terörü besleyen güçlerin muhatap alınmasına isyan ediyor şehit babası.
    Benim milletim yüz yıllardır yüreğine şehit gömüyor.
    Bu acılara yüreğimiz idmanlı,
    İhanet tarihimizin katığı olmuş… Şehit vermeyen ocak kalmamış yurdumda.
    Analarımın yüreğindeki köz soğumak bilmiyor.
    Gazi milletin torunlarıyız biz…
    Gerçekler böyle ama bu gün yaşananlar tam tersi.
    Özellikle son birkaç yıl içerisinde milletin değer yargılarına bakış açısı törpülenmeye çalışıldı.
    Benim milletimin gönlündeki şehit kavramı sıradanlaşmaya, eşkıya görüntüsü makyajlanmaya, ihanetin adı saygı görmeye başladı.
    Benim milletime bunlar empoze edilmişken, her gün yüz şehit vermişiz kimin umurunda.
    Varsa yoksa küresel sermaye, global dengeler, dolar, euro, faizler, geçim derdi…Vatan davası bitti ekmek davası başladı!
    Conkbayırın’da, Anafartalar’da, Dumlupınar’da, Çanakkale’de, Erzurum’da, İzmir’de cephede ekmekle mi kazandık bu vatanı.
    Bu onuru, bu şerefi, tertemiz maziyi ekmekle mi kazandık!
    Bu millet karnı aç yaşar ama vatansız asla!
    Dünkü şehit cenazesinde babanın isyanı,
    Şehit eşinin yüreğindeki yangın,
    Annenin gözlerinden süzülen damlalar,
    Kardeşin ihanete karşı dik duruşu, bana çok şey anlattı!
    İhanet dün Tez ailesinin yüreğini yaktı. Yarın kimin yüreğini yakacağını aklımızdan geçirmemizi istemeyenler yüzünden bu hale geldik Sevgili Yozgatlılar!
    İhanetin itibar gördüğü günümüzde, her şeye rağmen ‘vatan sağolsun’ diyen birilerinin varlığını bilmek güzel!
    Son söz şehide;
    Şehidim rahat uyu!
    Seni bu gün ana kucağı gibi saran toprak, ana sütün kadar kutsal, saf ve temiz!
    Sen bu gün vatan için, namusun için şehit düştün toprağa.
    İhanet kol gezse de toprağım da yine, inadına her şey vatan için!
    Ne mutlu sana, ne mutlu seni yetiştiren ailene, ne mutlu arkandan gururla haykıran eşine, kardeşine.
    Ne mutlu vatanı için yüreğinde hala biraz olsa kaygı duyabilene.
    Ne mutlu şehidim ne mutlu!
    * * *
    Tarih: 16 Haziran 2010
    Köşe yazılarımdan oluşan arşivi karıştırdığımda mutlaka şehitler çıkıyor karşıma.
    Hangi yıl gelmemiş ki memlekete bir şehit cenazesi, ben o yürek yangına dokunmadan edeyim. 
    Yozgat şehitler diyarı…
    Benim ülkem şehitler ülkesi…
    Diyarbakır’da tam 13 şehit…
    Var mı başka izahı.
    İhanet mevsimi geldi yine.
    Peki ihanetin mevsimi olur mu arkadaşım!
    Olmaz çünkü ihanet her yerde. Olmaz çünkü ihanetin adı değişti!
    İhanet şekilden şekle girdi.
    Ne zaman oldu olay, Perşembe günü! Bu gün, yarın, bilemediniz biraz da hafta sonu bitti işte!
    Unutuldu gitti, ateş yine düştüğü yeri yaktı.
    Dahası yok, kağıt üzerinde yapılan açıklamalardan öteye gitmiyor tepkiler.
    İhanet şımardıkça ve şımartıldıkça daha da azacak. 13 şehit yetmeyecek, halkın arasına girecekler.
    O da yetmeyecek karıştırdıkça karıştıracaklar. Türk insanın milli hissiyatlarından yararlanmaya, kışkırtmaya çalışacaklar.
    Bu millet üç beş soysuza, çapulcuya yol vermez yol vermesine ama ah bu ihanetin şımarması var ya!
    İşte oranın izahı yok!
    O yüzden bu gün ben de ihanetini şımartanlar gibi, şehitler, vatan, millet Sakarya üzerinden hamaset nutukları atmak yerine arşivi karıştırdım. Karşıma çıkan ilk şehit yazısını sizlere sundum.
    Baktım ki, o günden sonra da babaların yürek yangını dinmemiş.
    13 şehidi daha toprağa gömen bu millet daha ne kadarını gömecek.   
Yetmez mi, yetmez mi ihaneti şımarttığınız…
    Allah aşkına susmayın konuşun!
YOZGAT RÜZGARI
Başın sağolsun abi!
    Ölüm insanlar için derler…
    Ölüm insanlar için de, insandaki o nefis var ya.
    Kabullenmez bir türlü.
    Hastalık, baş ağrısı bahanedir bedene.
    Kimi kalpten, kimi dişten, kimi kazadan gidiyoruz bu dünyadan birer ikişer.
    Üstelik sessiz sedasız.
    Dün Yozgatlı ebediyete bir değerli büyüğünü Necati Amca’yı (Alaçık) yolcu ettik.
    Necati Amca’yı oğlu Zeki abiden dolayı tanırım.
    Dün öğleden sonra babasını kaybettiğini öğrendiğim hakikaten büyük üzüntü duydum.
    Kalp krizi bu kez bahane.
    Vuslat saati geldiği vakit beklemiyor.
    Konan göçer, doğan bir gün ölürmüş, Necati Amca’nın vefatı bilirim ki en çok ailesini üzdü.
    Onların üzüntüsünü tarife gücüm yetmez.
    Ama paylaşmak adına üzüntümü dile getirmek istiyorum.
    Necati Amca’ya Allah’tan rahmet dilerken, değerli ağabeyim, büyüğüm Zeki abiye ve ailesine sabırlar diliyorum.
    Dilerim Allah’tan merhumun kabri nur, mekanı cennet olur!