Bütün bu acı olaylar yaşanırken İbrahim'in yanında ona iman eden, onu var gücüyle seven ve destekleyen bir kadın vardı. Onun inceliğine, merhamet ve sevgi dolu yüreğine cevap verebilecek güçlü bir kalbi olan, melekleri görmeye dayanabilen, ilahi olaylara tanık olmaya alışkın olgunlaşmış bir hal içindeki mübarek kadın Sare.
    Hazreti İbrahim, yeğeni Lut peygamberle yollarını ayırıp başka bir yönde ilerlemeye başlamıştı. Kenan diyarında mesafeleri katediyorlardı. Filistin topraklarında yola devam ettiler. Bir bölgeye gelince Cebrail'den bir nida işitmişti Hazreti İbrahim. Bu ülkeyi yüce Allah senin nesline verdi, diyordu güzel melek. Bu habere çok sevindi. Bunu karısı Sare'ye müjdeledi. Ama onu hüzne boğan bir müjdeydi bu. Çünkü Sare ile İbrahim'in çocukları olmuyordu.
     Bu evlat sahibi olmama meselesi onu çok üzüyordu.
     - Ey İbrahim! Benim hiç oğlum olmadı. Olacağını da sanmam. Bu durumda bizim soyumuz nasıl bu memlekete sahip olacaktır?
     - Ey Sare! Sabırlı ol. Bu müjdeyi bize ulaştıran Rabbimiz elbette seni bir evlatla mutlu kılacaktır.
     İbrahim; ince, zarif anlayışlı, eşine sadık sevgili bir kocaydı. Karısını bu evlat işinde asla incitmiyor onu sürekli teselli ediyordu.
    Kendi üzüntüsünü içine gömüyor daha çok anne olamamanın acısıyla yüreği kavrulan sevgili Sare'sinin gönlünü ferahlatmaya odaklanıyordu. Binlerce yıl önce çocuğu olmayan bir kadının bu halini başa kakma şöyle dursun onu incitmeme ve neticeyi Allah'tan dileme gibi bir gelenek mi vardı acaba. Yoksa her zamanda ve her coğrafyada nadide erkeklere özgü olan bu incelik, seçkin bir erkek olarak Hazreti İbrahim'in sabır ve şefkat dolu erdeminden mi kaynaklanıyordu? Bunu ölçüp biçmek bizi aşar gerçekten.
     Mısır'ın yakınlarında bir yerleşim yerine büyük bir kafileyle vardıklarında gördüler ki burada büyük bir kıtlık var. Yüce peygamber uzun süre burada kalıp yanındakileri tehlikeye ve ölüm kalım savaşına atamazdı elbette.
     Şiddetli kıtlık soyumuzu kurutur, diye düşündü. Mısır'ın bolluk ve bereketlik bir yer olduğunu duymuşlardı.
     Ülke sınırlarından giriş yaparlarken burada yabancı oldukları elbette anlaşılacaktı. Sare çok iyi huylu yumuşak ve itaatkar bir kadın olduğu gibi yüzü de çok güzel ve dikkat çekiciydi. Burası Firavun'un ülkesiydi ve Tanrı'yla yarışan bir hükümdar olarak bu adam elbette dilerse hoşuna giden bir kadının kocasını öldürtüp ona sahip olabilirdi. Bunu hissetmiş olmalı ki Sare'ye kendisi hakkında bir şey soran olursa kardeş olduklarını söylemesini tembih etti. Bu ülkeye giriş yapmak Sare'nin ve İbrahim peygamberin yeni sınavlarla sarsılacakları günleri getirecekti. Aynen korkulan oldu ve şehre çok güzel bir kadının geldiğini duyan Firavun ona sahip olmak için adamlarını gönderdi. İbrahim'i yanına çağırdı. Çaresizdi İbrahim. “Kim senin yanındaki kadın?” sorusuna “kız kardeşim.” Dedi. “Onu yolla bana.” Diye emretti Firavun. O da Sare'ye durumu izah etti. Zalim adamla aralarında geçen konuşmada söylediklerini boşa çıkarmamasını istedi.
    Sare: “Peki!” dedi. İçini sıkıntı kapladı. Firavun onu görür görmez İbrahim'e hediyeler yolladı. Yani güzel karısını alıyordu elinden.
    İbrahim secdeye kapanmış acı içinde dua ediyordu. Her şeyini paylaştığı gözünün ışığı karısını koruması için Allah'a yalvarıyordu.
     Firavun Sare'ye elini uzattığı ve dokunmak istediği an o da, öyle bir inançla ve teslimiyetle Rabbine yalvarmaktaydı ve İbrahim'in duasıyla onun iç yakarışı öyle birbirine geçmekteydi ki Firavun'un eli adeta taşlaşıyor ve dokunamıyordu Sare'ye bir türlü.
    “ Ey şanı yüce kadın! Mabutlara dua et de elim açılsın sana dokunmayacağım.” Dedi sonunda. Sare'nin duasıyla eli düzelince derhal yeniden harekete geçiyordu emellerini gerçekleştirmek için. Bu iş üç kez tekrarlanınca Firavun pes etti. Bu kadın normal yada sıradan bir kadın değildi.
    Adamlarına seslendi: “ Siz bana bir kadın değil bir şeytan getirmişsiniz!” diye gürledi. Onun kutlu bir kadın olduğunu düşündü içinden de: “Sana bir cariye bağışlıyorum.” Dedi. İbrahim'e: “Bu senin karınmış, neden gizledin?” diye çıkıştı.
     Birçok hediyelerle onları ülke dışına çıkardı. Böylece Mısır macerası başlamadan son bulmuştu. Asıl tecelli şuydu ki; buradan çok kıymetli bir hediyeyle döneceklerdi.
    Cariye olarak hediye edilen Hacer. Buralara sadece onu almaya gelmişlerdi sanki. Belki Kenan ilindeki kıtlık bile bu yüzdendi.
     Sare, hiç bilmeden bu iyi huylu, sade, güzel ahlaklı, az konuşan, büyük bir kavrayışla dinleyebilen köleye sahip olmanın sevinciyle ülkesine dönüyordu. Kim bilir, belkide artık istediği gibi zeki, anlayışlı ve teslimiyeti yüksek derecelerde olan bir cariyeye kavuşmuştu sonunda. 
    İbrahim Sare'yi sevmekle Allah katında ne kadar kıymetli ve has bir kadına sahip olduğunu anlamıştı bu Firavun'a büyük bir dirayetle direnme olayından sonra.