HABER, bayram öncesinde 'Yaşından çok sabıkası çıktı!' başlığı yer buldu, gazetelerde. Sıradan bir başlıktı aslında. Benzer haberler hemen hemen hergün gazetelerin bir köşesinde yer alıyordu. En çok ilgi duyulanı 'Baklava çalan! çocuk' haberi yankı bulmuştu, o yıllarda. Meclis kürsülerinde bile dile getirilmişti, bu haber, siyasetçilerin miting meydanlarındaki söylemleri olmuştu...
Tatbikat amaçlı getirilmişti, Un Pazarı bölgesine. Yaşı 15-16 civarında. Sırtındaki ceketi, eski, bedeni büyük. Kolları uzun, parmaklarının ucu zor görünüyordu. Pantolonun bolluğunu taktığı kayış ile sıktırarak, beline göre uydurabilmiş, boyu kısaydı. Ayağında, çorapsız giydiği soğukkuyu lastik ayakkabı. Sadece üzerinde desenleri bulunan kazağı tam kendisine göreydi. Her ne kadar kazağının kolunun birisinin ipleri ceketinin kolundan aşağıya doğru sarkmış olsa da bunu fazla önemsemiyordu. Aynı gece içerisinde üç ayrı işyerine girdiği ileri sürülüyor, bu işyerlerine nasıl girdiği, neleri nasıl aldığı uygulamalı olarak anlatması isteniyordu. Ne söylediğini, ne anlattığını 'çocuk' olduğu gerekçesiyle yanına fazla yaklaştırılmadığımızdan bilemiyor, duyamıyorduk. 
O yıllarda, özellikle hırsızlık olaylarının faillerini bulmak şimdiki gibi kolay olmuyordu. O yüzden, açık kalan dosyaların kapatılabilmesi için yakalanan bir zanlının üzerine, uygun olanlar da eklenip, dosyalar kapatılmaya çalışıyordu. Yine aynısı yapılmıştı. Bir gecede sadece 3 işyerine girip, giyim eşyası çaldığı belirlenen çocuğa, diğer kapatılması gereken suç dosyaları da eklenince 'Yaşından çok sabıkası çıktı!' başlığı ortayı çıkmıştı...
Tatbikat yapıldı. Emniyetteki sorgulamalarının ardından Valilik binası birinci katındaki adliyeye getirilip, nöbetçi mahkemede yargılandı. Davanın bayram sonrasında bakılmasına mahkemece karar verildi. Çocuk 'hırsızlık' suçundan zanlı olarak, cezaevinin süpyan koğuşuna gönderildi. Çocuğun, adliyeye getirilmesi esnasında, tatbikatta, cezaevine gönderilme sürecinde herhangi bir yakının olmaması, görünmemesi dikkatten kaçmadı. Polis aracına Valilik binasının birinci katının yan kapısından bindirilen çocuk, cezaevine doğru yola çıkartıldı.
Savcısının talebi, hakimin kararı ile duruşmayı izleyebilmem yönünde karar çıktı. Mübaşir tarafından salona davet edilip, sessizce oturmam, fotoğraf çekmemem, teyip kullanmamam tembihlendi. Not almama izin verildi. Daha önce elimde bol fotoğraf olduğu için duruşmada tekrar çekmeme gerek de yoktu. Oturdum. Bir süre sonra duruşma başladı.
Girişgah bölümünün ardından hakim 'sen mi çaldın?' sorusuna, boynunu büküp, çekingen, mahçup, biraz da ağlamaklı olarak 'ben yaptım!' diyebildi. 'Gece kormadın mı? Nerede kaldın, Nasıl yaptın?' sorularına 'Korktum, çok da üşüdüm. Cami de akşam ve yatsı namazlarında gidip, namaz kılarak ısındım' karşılığını verdi. Hakim, sorularını tekrarlayıp, olayı anlatmasını istedi. Durdu. Ceketinin cebinden çıkarttığı aslında beyaz olan, ancak yıkanmadığı için siyaha dönüşen mendili ile burnunu, gözünden akan yaşı sildi. Kekeleyerek, 'Sabah köy münübüsü bizi caminin yanında bıraktı. Bende oradan çıkıp, caminin karşısındaki işyerlerini gezdim. İki kız kardeşime elbise beğendim. Başka bir işyerinde anneme fistan buldum. En son ayakkabıcıya baktım, anneme ve iki kız kardeşime de ayakkabı beğendim. Anamın bana verdiği para ile bir tanesini bile almıyordum' dedi, durdu, yutkundu. 
Hakim, mübaşire 'bir bardak su ver içsin!' dedi, 'çocuğum rahat ol, nefes al, korkma, suyunu iç anlat' diyerek, sevecen bir yaklaşım gösterdi. Cam bardakta getirilen suyu bir dikişte içti, koluyla ağzını sildi. Hakim, bardak ve sülahiyle su getirmesi talimatını mübaşire verdi. Davaya devam edildi. Zanlı çocuk, kaldığı yerden devam etmek için bir kez daha yutkundu, 'Onları almam gerekiyordu. Akşamı bekledim, sokaklarda dolaştım. Üşüdüm, namaz vakitlerinde camiye gittim. Yatsı namazında da camideydim. Cemaat çıktı, en son ben çıktım. Biraz dolaştım. Sonra kardeşlerim ve annem için beğendiğim bayramcalıkları almak için gündüz gittiğim işyerlerinin kapılarının kilidini kırdım, içeriye girdim. Kardeşlerim ve annem için elbiseleri aldıktan sonra, ayakkabıları almak için gittiğim işyerinin kapısını açamadım. Demir vardı. Onunla uğraşırken, polis amcalar geldi, beni yakaladı' dedi. Durdu, yutkundu... 
Hakimin uyarısıyla mübaşir bir bardak su daha verdi, bir dikişte onu da içti. Hakim, 'niye çaldın, annen-baban alsalardı!' diye sordu. Zanlı çocuk, 'Babam yazın köyde, kışın Antalya'da inşaatta çalışır. Burda yok. Köyde anam ve iki kız kardeşimle yaşıyoruz. Kardeşlerim her gün sabah akşam ağlıyor, annemden bayramcalık istiyor. Annem, 'ben kendime de bir şey almadım, babanız getirecek' diyor, gizli gizli ağlıyor. Dayanamadım. Yozgat'a gelmek için köy minibüsüne bindim. Annemde alışveriş yapmam için biraz para verdi. Onunla alabileceğimi düşündüm ama param yetmedi. O an karar verdim, çalmaya' diye devam etti. 
'Hırsızlık kötü bir şey, daha önce yaptın mı?' diye sordu duruşma hakimi. Zanlı çocuk, 'Yok yapmadım!çalmadım' karşılığını verdi, 'Sadece okulda arkadaşımın silgisini almıştım. Sonra unutup, cebime koymuşum. Annem eve gidince kızdı. Hemen götürüp, vermemi istedi. Bizim ev ile arkadaşımın evi biri bir başta, diğeri bir başta üşendim. Ertesi gün okula gittim, silgiyi aldığım arkadaşıma geri verdim. Bana 'hırsız' dediler. Ama ben çalmamıştım, geri verdim. Ama yine de 'hırsız' dediler. Ben hırsız değilim' diye devam ederken, yutkundu, gözyaşlarını daha fazla tutamayıp, hüngür hüngür ağlamaya başladı...
Hakin uyarısıyla mübaşir çocuğu kucaklayıp, sandalyeye oturttu. Kolanya ile yüzünü sildi. Çocuk sakinleştirkten sonra, hakim işyeri sahiplerini çağırdı, çocuğun anlattıklarını özetledi, 'davacımısınız?' diye sordu. Hepsi de 'isteseydi para almadan verirdik, davacı değiliz' deyip, salondan çıktı. Hakim, kararı açıkladı, zanlı belirli bir süre ıslah evinde kalacak, takibi yapılacak, daha sonra da ailesine teslim edileceğini yönünde bir kararı ilan etti, 'yaz kızım' deyip, duruşmayı noktaladı.  Haber gazetelerde bu kez daha geniş yer buldu, 'Hırsızlık olayının arkasından dram çıktı!' başlığı kullanıldı, bu kez...