Yeni bir yılın getirdiği heyecanlarla besmelemizi çekip koyulduğumuz işimizin başındayız hepimiz.
    “Akşam evimize ekmek götürme derdi” denir ya onu uygulamaya çalışıyoruz…
    Ekmek derdi gerçekten zor. Ekonomideki sıkıntılar işadamlarından çok vatandaşa yansıyor. Hal böyle olunca da eve ekmek yerine kriz giriyor. Boşanmalar, kavgalar, bağırış-çağırışlar ardı ardına patlak veriyor aile yaşantısında. Bunun temeli ekonomiye dayalı elbette. ‘Cepte para olmazsa huzur da olmaz’ denilmesi burada devreye girer.
Türkiye İstatistik Kurumu yoksulluk çalışmalarının sonuçlarını açıkladı geçenlerde.. Dört kişilik bir ailenin aylık açlık sınırı 287 lira, yoksulluk sınırı ise 825 lira olarak açıklandı. İnandırıcı gelmiyor. Bu rakamlara göre Yozgat’ta yoksulluk sınırının üzerinde çok az bir vatandaşımız var.
    Ya TÜİK hesap yapamıyor ya da hesaba çomak sokuyorlar..
    Ekonominin toparladığı konusunda yapılan değerlendirmelere gelince hiç inandırıcı değil. Vatandaşın düşüncesi aynen aktarayım; “Ekonomi benim cebim. Elimi cebime soktuğumda ay sonunu getirebilecek param varsa ekonomim düzgün!” düşünceler bu yönde emin olun ki..
    Ama elini cebine her sokanın ay sonunu getirecek kadar parası olmuyor.
    Asgari ücret alan birini düşünün..
    700 lira aylık aldığını varsayalım. 250 kira, sobalıysa aylık 100 lira kömür masrafı, doğalgazlı ise en az 150 yakıt masrafı, mutfak masrafı en az 200 liradır, çocukları varsa onların okul masrafı, sigara içiyorsa –bu devirde sigara içmeyen çok az insan var-  200 lirada ona ayırsak maaş bitti ayın sonu da yok önü de…
    Cepte para kalmadığı gibi ekstra hiçbir şey yapamaz bu aile.
    Ne sosyal bir hayatı olur, ne karısını çoluğunu çocuğunu alışverişe çıkarabilir ne de bir akşam yemeğini dışarıda bir restoranda yiyebilir…
    Bu da ekonomiyi etkiler tabii ki…
    Evden işe, işten eve tabiri yerini bulur o zaman esnaf sıkıntıya girer, ekonomi daralır.
    Ekonomi daralınca da yapılan tüm yenilikleri kaldır çöpe at..
    Üniversitemizde okuyan öğrencilerin ekonomiye olan katkıları da olmasa Yozgat köy statüsünden çıkamayacaktı. Son yıllarda yapılan yenilikler, hizmetler gerçekten çok güzel.. Ama taktığımıza takıyoruz o başka…
    Birisi tatlıcı açıyor ertesi günü bir başkası, birisi cafe açıyor ertesi gün bir başkası..
    Sanki başka yapılacak iş yok mu?
    Sende başka bir proje üret onu hayata sok. Ekonomiye katkın olsun, yenilik her zaman iyidir.
    Her ne yapılırsa yapılsın bu uygulanan zihniyet çok gereksiz.
    Çok yenilik yapılıyor ama yenilikler eskisinin yenisi olunca o yenilik pek işe yaramıyor.
    Tavsiyede bulunmak haddime düşmüyor ama zihniyetimizde “o yaparsa bende aynısı yaparım”ı kaldırmak lazım.
    Ekonominin canlanması gerekiyorsa ilk önce küçük esnafın kalkınması gerekmez mi?
    Örnek veriyorum…
    Tutup bir işyeri açtım. Oyun salonu mesela.. Yozgat’ta hiç oyun salonu olmadığını varsayalım.
    İşim iyi gidiyor…
    Biraz daha büyütmek için projeler hazırlıyorum..
    Uygulamaya geçiyorum, dükkanı tutuyorum, gerekli malzemeleri getiriyorum, elemanlarımı tutuyorum…
    Aradan ay geçmiyor bir bakıyorum tam karşıma aynı sistemde bir oyun salonu açılmış..
    Haydaaa..
    Sonra tutturuyoruz bir rekabet…
    O arada bir başkası aynı işyerinden açıyor…
    Rekabet daha da kızışıyor…
    Bu rekabette ezilen esnaf ya işyerini kapatacak ya da iş değişikliği yapacak…
    Ne yazık ki böyle olaylar çok oluyor…
    Bu olayları siklikle yaşanmaması için gerekli birimleri göreve davet ediyorum..
    Aynı muhitte birden çok aynı işyerinin olmasının önüne geçsinler…
    Saygılar ve segilerle…