Yaz yavaş yavaş yerini sonbahara bırakıyor. Gündüz havalar iyi geçse de geceler soğudu, kırağı düşmeye başladı. Soğuk gecelerin habercisi geliyor. Buna bağlı olarak da düğünler hız kazandı. Her hafta sonu onlarca düğün yapılıyor, genç çiftler dünya evine giriyor. Allah mutluluklarını daim eylesin.
Salon düğünlerimizin yanı sıra sokak düğünleri diye tabir edebileceğimiz “Ev düğünleri” de var. Düğün sahiplerine diyeceğimiz şu “Mürüvvetiniz güzel, düğün ve eğlenceleriniz normal, ama başkalarına zarar vermediğiniz ölçüde”
Ev düğünlerinin ciddi rahatsızlıkları var. Sokağı, caddeyi boydan boya kapatıp mahalleyi düğün evine çevirenler var.
Buna hiç kimsenin hakkı yok. Trafiği engelleyemezsiniz, sokağı kapatamazsınız, caddeye set çekemezsiniz. Biz çekeriz derseniz kul hakkı var, beddua alırsınız, tiksinti yaratırsınız, hoş karşılanmazsınız, mahallenin nefretini kazanırsınız. Nerde kaldı sizin hayır işiniz?
Bir başka ciddi sıkıntı; silah atışının yasaklanmış olmasına rağmen patlayıcı kullananlar, havai fişeklerle ortalığı velveleye verenler çoğaldı. Ne zevk alırsınız bilmeyiz amma, çoluk çocuğunuzu bundan uzak tutun.  Mahallenizde, komsularınız arasında hasta olan vardır, yaşlılar vardır, bundan rahatsız olan vardır. Burası dağ başı mı kardeşim? Her gelen keyfince, istediği gibi gürültü, şamata çıkarıp ortalığı velveleye verecek?
Ev düğünlerinin bir başka rezilliğini de söyleyelim; adamın düğünü camiye yakın, hatta bir adım. Utancından ezan okunurken çalgı susuyor, ezan bitiyor cemaat namaz kılacak başlıyor oyun havaları çalmaya. Oyun havasıyla namaz? Allah’tan korkun ya, bu kadar mı saygısız hale geldiniz? Cemaate oyun havası ile namaz kıldırıyorsunuz “Hayır işiniz şerre dönüşmesin” dedik, işte bal gibi şer ve günah işlediniz. Şeytanınız bol olsun! Yooo! Kızmayın, hayır işiniz şerre dönüştü…
Azıcık duyarlı olsak bunları söylememize gerek kalmayacak. Kimsenin mutluluğu boğazında kalsın istemeyiz ancak, sizin hürriyetinizin (mutluluğunuzun) bittiği yerde başkalarının hürriyeti ve mutluluğu başlar. Konuyu, komşuyu, insanları keyfine göre rahatsız etme hakkını size kim veriyor? Komşularınızdan izin istediniz mi?
Kabalığa ve keyfiliğe göre bir yaşam tarzı mı var bu ülkede? “Ben sokağı keyfime göre kapatırım, caddeyi boydan boya kaplarım, patlayıcıları da atar, yetmedi mi? Bir de havai fişeklerle ortalığı velveleye veririm. Buna da kimse karışamaz” Nerdeymiş bu yoğurdun bolluğu? Böyle bir insanlık anlayışı var mı Allah aşkına?
İnsanlığın, adamlığın, komşuluğun, dostlukların, hassasiyetlerin nerde kaldı? Hani “Allah’ın emri, peygamberin kavli” diyerek hayır işe başlamıştın? Kurbanlar kesip, mevlit okutup, dualarla işe koyulmuştun? Hayır işine şer bulaştırıp, mutluluğu yakalayabileceğini mi sanıyorsun? Valla biraz sitemli konuştuk ama azıcık da olsa yaptığımız işlerin insani duygular taşıyıp, taşımadığına bakmamız gerekir.
Bizim bir de güçlü inanç temellerimiz var. Örfümüz, adedimiz, geleneklerimiz var. Sağlam bir akdimiz var. Bize ne oluyor ki, oğlan istedi, kız istiyor, çocuklara sözümüzü geçiremiyoruz diye ipin ucunu kaybetmiş durumdayız. Düğün, nişan, sünnet olunca bize her günah mübah mı sayılıyor? Bu nasıl anlayıştır?
Davulun (ya da sazın) sesini alabildiğince açıp tüm mahalleyi rahatsız edince mutlu mu oluyoruz yani? Yakın komşunun hastası varsa, cenazesi varsa, onlara hiç mi saygınız olmayacak? Sesimizi kendimize yetecek kadar açıp, adam gibi eğlenmeyi alışkanlık haline getirsek, insanlara saygıyı, hoşgörüyü hakim kılsak, daha güzel bir düğün yapmış olmaz mıyız? Uzun lafın kısası dostlar, nasıl, neden, niçin yaptığımızın şuurunda olmak zorundayız.