İnsan, kainatta sayıları yüzbinleri bulan canlılar alemimin en güzel veen mükemmel bir örneğidir. İnsan yaratılmışların en üstünü, alemin özü, kainatın sırrıdır. O, amelleriyle yükselmeye melekleri dahi geçmeye kabiliyetli olduğu kadar kötü işleri yapmayada kabiliyetlidir.
“İnsanı şekillendiren, sonra da o na iyilik ve kötülük yapma kabiliyeti veren Allah’a andolsun” (Eş şems 7.8) buyurulmuş olması bu gerçeği anlatır.
İnsana, Allah’ın lütfuyla en şerefli varlık olarak yaratılmış ve dünya onunlla şereflenmiştir, İnsanda diğer canlılar gibi, doğar, büyür ve ölür. Toplu olarak yaşar, yaşamak içinn tabiatın kanunlarına, mutlu olmak için dinin ve toplumun kurallarına uymak zorundadır. İşte bu sebepledirki insan:
-Bu dünya ömür denen süre ile sınırlı olarak geldiğini bilecek, yaratanını tanıyacak ve o’na karşı kulluk görevlerini yerine getirecektir.
- Allah’ın verdiği akıl gücünü kullanacak, kainatta mevcut her şeyin kendi emrine sunulmuş olduğunu kavrayacak ve onlardan faydalanacaktır.
- Bütün insanlara, ailesine, vatanına ve milletine karşı vazifesini bilecektir.
- Çalışmasını ve davranışlarını bu sorumlulukların şuuru ile düzenleyecektir.
- Ailesinin geçimi, çocuklarının ahlaken yükselmesi, onların eğitimi ve terbiyesi için çalışacaktır.
- Gerektiğinde vatan müdfasına koşacak, devletini, milletine karşı görevlerini unutmayacaktır.
- Yüce Yaradanın kendisine verdiği çok değerli bir nimet olan bedenini ve ruhunu her türlü tehlikelerden koruyacaktır. Özelliğe temizliğe dikkat edecektir.
- Kendi kusuru olmaksızın maruz kaldığı hastalıklarla karşılaşınca sabredecek Allah’ın takdirine boyun eğecektir.
Dinimiz insanın hayatını düzenlemede bir taraftan dünyaya, diğer taraftan ahirete yöneliktir. Yüce Allah Kasas suresi 77. ayetinde” Allah’ın sana verdiği nimetlerle öbür dünyayı iste; ahiretten nasibinide unutma. Allah sana nasıl vermişse sende başkalarına ver. Yer yüzünde fesat çıkarma, çünkü Allah fezat çıkaranları sevmez”.
Burada Allah (c.c.) insanlardan akıl, fikir, sağlık ve servet gibi verdiği çeşitli nimetlerle öbür dünyayı kazanmalarını dünyadanda kendilerine gerekli olanları almalarını, ondan faydalanmalarını istemektedir.
Görülüyor ki, ahireti kazanma, dünyada, kazançlı işler yapmaya bağlıdır. Bu manada dünya ahiretin tarlasıdır. Ancak burada ekilenler orada biçilecektir. Dünya ahirete giden yolun mutlaka uğranılan bir istasyonudur. Dünyaya uğramadan ahiretegeçiş yoktur.
Dünya gerçeği inkar edilemeyecek kadar açık ve berraktır. Her şey dünya da kazanılır veya kaybedilir. Cennete kavuşmak, yüce Allah’a ulaşmak, dünyada yapılan kötü, çirkin davranışların sonudur.
İşte dinimizin hayat anlayışı budur. Bu anlayışa göre;
“ İnsan için ancak çalıştığının karşılığı vardır” Necm 39
“İki günü birbirine eşit olan ziyandadır” Hadis-i şerif
Hiç ölmeyecekmiş gibi dünya için, hemen ölecekmiş gibi ahiret için çalışmak gereklidir.
İnsanlar ölümlü varlıklardır. Her insan mutlaka ölümü tadacaktır. Fakat en şerefli yaratık olan insan hayatı, ölümle son bulmayacaktır. Ebebi hayat, ölüm sonrasında, kabir ötesinde başlayacaktır. Ölümle herşey bitmeyecektir. Hayat bir gerçek olduğu kadar ölüm de bir gerçektir. Kabir, hayat yoculuğundaki uğradığı ikinci istasyondur.
Yazımızı sevgili Peygamberimizin ölüm ötesi hayata hazırlıkla geçen ve iyi değerlendirilmiş bir ömrün önemini anlatan öğütlerinden bir demet sunarak bitirelim.
Allah (c.c.) elçisi şöyle buyuruyor:
“ Başkalarının ayıplarını görmeyecek kadar kendi ayıplarını düzeltmekle meşgul olan insana ne mutlu.
İç yüzünü temizleyip düzeltmiş, dış yüzünü güzelleştirmiş, doğru yolu bulmuş kazancını helal yollardan sağlamış kimselere ne mutlu.
Zayıflara acıyan, daima iyilerle birlikte bulunan, kendini küçük dşürmemek şartıyla herkese karşı alçak gönüllü davranan, muhtaçlara helal yolla kazandığı malından verenlere ne mutlu.
Malının fazlasını kendisine alı koymayıp yoksullara veren, fakat sözünün fazlasını kendisinde tutan, benim çizdiğim yoldan gidip sünnetime uyarak kendini eğri büğrü yollara kaptırmayanlara ne mutlu.