Kim olduğunu, karşıma nerde çıkacağını, bana neler yaşatacağını ve beni sevip sevmeyeceğini bile bilmeden sesleniyorum sana. Yanımda bu anı paylaşabilecek birinin olmaması ne kadar kötü olsa da, hayalimde bu anı paylaşabileceğim bir sevgilim olması da o kadar iyi. Diz boyu yalnızlıklar yaşarken ben bu sakin kasabada sen çok uzaklarda kendi kaderini yaşıyorsun şuan.
Kim bilir; belki sende bu dakikalarda yalnızlığını paylaşabilecek kimselerin olmadığını düşünürken bir hayal canlandırmışsındır belleğinde.
Hayal dünyasının genişliğini kullanarak sevgi sözcükleri fısıldıyorsundur hayali sevgiline. Kavgasız, gürültüsüz ve sorunsuz bir akşam yaşamak üzere aralamışsındır hayal dünyalarının kapısını ve belki de sende beni düşünüyorsundur bu akşam vaktinde. Yaşanası yalnızlıklara hasret kalındığı anlarımız da vardır, koca kalabalıklar arasında yalnız olduğumuzu düşündüğümüz anlarda. Sen şuan hangi duygu içersindesin bilmiyorum.
Ama emin ol; ben şuan yaşanılası bir yalnızlığı yaşıyorum. Önümde uçsuz bucaksız bir denizin maviliği ve üzerimde batmaya yüz tutmuş güneşin kızıllığı. Bulunduğum kumsalda kimseler yok ve sadece dalga sesleri kulağıma gelen tek müzik.
İnsanlar akşam yürüyüşlerini yaparlarken yalnızlıklar boğuyorlar dost sohbetlerinde. Ve iki bayan geçiyor bulunduğum yerden, yüzleri gülüyor sohbetlerinin derinliğinden.
Hayatı paylaşmak adına yapılan nafile tapınmalar gibi sohbetler ve her şeye rağmen devam ediyor hayat. Yaşanılası bir yalnızlık içersindeyim bu akşam; özlenen bir yalnızlık bu.
Hani bazen hayatın stresinden, zorluklarından ve kalabalığından bunalır da kaçmak isteriz ya her şeyden, etrafımızda kimsenin olmadığı, deniz, güneş ve dalga sesleriyle baş başa olabilmek istediğimiz anlar; işte ben o anlardan birini yaşıyorum bu akşam.
Uzun zamandır olmadığım kadar yalnız, mutlu ve umutluyum. Hayaller kuruyorum geleceğe dair; yalnızlıktan uzak hayaller. Yanımda sen varsın bu sakin akşamda, ellerin ellerimde, bakışlarımız kenetli. Denizin maviliği, güneşin kızıllığı ve aşkımız var
Bu günbatımının koynunda. Ben sana dair öyküler yazarken sen geliyorsun yanıma. Elinde bir fincan demli çay ve sohbetimiz demli çay kıvamında. İpeksi dokunuşlarla okşuyorsun saçlarımı ve gülümseyerek okuyorsun sana dair yazdıklarımı.
Çayımı soğutmamam konusunda uyarıyorsun beni; aslında derdin bakışlarımın sana yönelmesi. Gözlerinin derinliklerinde kaybolup gitmemi izlemek hoşuna gidiyor belki de ve sende benim derinliğimde kaybolmayı istiyorsun.
Tenin tenime değdiğinde irkilerek bakıyorsun gözlerime ve tenimin soğukluğundan endişe duyarak bir yelek getirip bırakıyorsun omuzlarımın üzerine.
Başımı çevirip sana baktığımda gözlerimdeki minneti görmek istiyorsun belki de; yanımda oluşunun minnettarlığını bir yenisinin eklendiğini görmek hoşuna gidiyor.
Tam karşımdaki sandalyeye oturup beni izlemeye koyuluyorsun; ne olur kalk oradan konsantremi bozuyorsun.
Sana bakarken yazamıyorum seni; seni yazmak değil yaşamak geliyor içinden. Gözlerinin derinliğini anlatacak kelime bulamıyorum ama o derinlikte yitip gitmeyi seviyorum. Gülümsemeni tarif edecek kelime yok lügatte ama o gülümsemeyi görmeyi seviyorum.
Hiçbir metot notalayamıyor sesinin senfonik tınısını ama ben sesini duymayı seviyorum. Seni ve güzelliğini çizebilecek bir ressamın dünyaya geldiğine inanmıyorum ama resmini belleğime çizmeyi seviyorum.
Devamı yarın