Elbette ki çoğu insanda vardır çok para ve mülk sahibi olma hayali.
Yozgatlı çok eskiden neyi düşlerdi biliyor musunuz?
Hani tek derdin, sorunun, beklentinin sadece ekmek olduğu yıllarda…
Ekmeği aslanın elinden kapma mücadelesi vardı.
Bir ara ekmek aslanın elinden ağzına kadar geldi.
O zamanlarda da ekmeği aslanla (en azından) paylaşma kaygısı peydah oldu.
O ekmeği nasıl paylaşırımın hayali ile başını yastığa koyar oldu Yozgatlı. Yarın işsiz olacağını bilse dahi, en azından sofrasında ekmeğin bulunacağını bilmenin hayali ile yaşadı. Mutlu oldu…
Yıllarca böyle yaşadı Yozgatlı.
Aslına bakarsanız Türk milleti olarak buna benzer bir ruh haline sahip olduk her zaman.
Başka hayallerimizde vardı elbette.
Mesela ekmeğe katık edecek soğan.
Bir bayramda olsa alınabilecek yeni kıyafetler, manavdan çocuklara farklı meyvelerden götürmenin ayrıcalığı…
Lastik ayakkabının biraz daha dayanıklısını alabildik mi, tüm yılın ayakkabı ihtiyacını kökten kurtarmış sayıyor, onun mutluluğunu yaşıyorduk.
Babaların en lüksü kahvehane,
Annelerinki de gündüzleri yine el işi ile geçen çay sohbetleriydi.
Var mı öyle altınlı, paralı günler. İçilen bir bardak çayda edilen sohbet, o gün bir de yeni model çıkardı mı, ya da çocuğa yeni bir hırka, beye de kışlık kazak…
Mutluluk böyle bir şeydi.
Biz hayallerimizde mutluyduk. Ve onun tadıyla yaşadık yıllarca.
Eski bayramlarda farklı bir yemek, farklı bir kıyafet (yeni alınmış bir çorap da olabilir) insan gönlünü hoş etmeye yetiyordu.
Biraz siyahbeyaz, azı da renkliye çalan yıllarda yaşandı bu anlattıklarım.
Hala azın hayaliyle mutlu olan yok mu..?
Bir yerlerde az da olsa vardır elbette. Ama bu gün hepimiz mutsuzuz.
Hayallerimiz dahi mutlu etmiyor.
Gazetede arkadaşların şans oyunları sohbetine şahitlik edince ta o yıllara, biraz siyah beyaz biraz da renkli olan yıllara gittim.
Gazetede sohbetimiz şans oyunları üzerine derinleştikçe, bizim olmayan, sadece hayallerimizde var ettiğimiz parayı harcayamadığımızı gördük.
İnanır mısınız çantalar dolusu paralar yetmedi bir türlü.
Kimimiz ev aldı, kimimiz araba…
Yeni bir eş, bir iş misali daldık, savurduk paraları hayal aleminde.
Sonra yine başladığımız yere şuana geldik.
Ve anladık ki, ne kadar çok para olursa olsun insan hayallerinde mutlu olmasını bilecek.
Lüksün şehvetine kapılıp giden bir hayal dünyasına, dünyanın parası yetmiyor sevgili dostlar.
O yüzden o dünyada, dünyanın parası yerine, kendi dünyamızda şükürlerle dolu, var olanla mutlu olmanın sırrına ermek şart!
Yoksa, yatta bitmez, kat da…
SAYGISIZ TRAFİK…
Yozgat şehir içi trafiğini öyle saygısız hale getirmişiz ki, insanın yeter diye haykırası, avazı çıktığı kadar bağırası geliyor.Hakikaten de yeter…
Tamam birileri Yozgat’ı iki dağın ortasına kurmuş,
Şehirleşme öyle çarpık olmuş ki, adım atacak yer konulmamış,
Trafik denilen şey hallaç pamuğuna dönmüş…
Tüm bunlara amenna…
Saygısızlıkta kuralla olmuyor ki arkadaşım…
Çift sıra park ediyorsun tamam, ama mahalle arasındaki yol geçiş hakkını ihlal etme hakkını nereden buluyorsun.
Tapulu malın mı, parselledin mi? Acil hastası olsa, Allah korusun yangın çıksa insan göz göregöre ölür.
Avuç içi kadar memleketi saygısızlığımızla içinden çıkılmaz bir labirente dönüştürdük ya bravo bize…