Haddini bilenlere, bilmeyenler arasında, bir sayı’ya başvursak, bilmeyenler daha çoğunlukta kalırlar...
    İşin garib olan yanı, haddini bilmediğini bilmemek ayrı bir yönleridir.
    Yerine göre allameyi cihan! Yerine görede, çarıklı erkan geleneği sürüp gitmektedir. Bu yazdıklarımızı nereye monte edersiniz edin, günün her formatına uyar vay amiyane tabirle cuk oturur...
    Bu bağlamda, yukarıda yazdıklarımızı, aslan ve kablumbağa, kıssadan, hissesiyle noktalayalım;
    Kaplumbağa yuavasına geldiğinde, yeni doğurduğu yavrularınıgöremez. Telaşla ormanda aramaya çıkar. Sık bir çalılığın ardından büyükçe bir aslan çıkar.
    Aslan kan revan içerisindedir. Yere düştü, düşecek haldedir. Kaplumbağa hal hatıra başlar. “Aslan abi, kralım ne bu halin, ne oldu sana böyle..?”
    Aslan “Sorma kaplumbağa kardeş!Saldıranları göremedim, canımı zor kurtardım, buna’da şükür...”
    Kaplumbağa aslana iyice yaklaşıp, “Yahu aslan abi benim çocuklar kayboldu, biraz da yaramazdılar, seni bu hale bizim çocuklar getirmesin sakın???”
    Aslan, başını gökyüzüne kaldırıp, şimdi anamı sen belledin...” deyip ağlayarak uzaklaşmıştır...
    Nokta