Yine bir eğitim ve tetkik programı dahilinde Trabzon’a görevlendirilmiştim. Oğlum İhsan Çağrı fanatik bir Trabzonspor taraftarı olduğu için öğretmenlerinden izin alarak benle gelmek istediğini söyledi. Zaten ben nereye gidersem gideyim yanımda benim çocuklardan birisi olmayınca kendimi mağdur hissediyorum. Keratalar çiftli yıllarda babamla gezmek sana, tekli yıllarda ise bana ait diye anlaşma bile yapmışlar aralarında.
Trabzon havaalanına indikten sonra farklı bir iklim, farklı bir coğrafya olduğundan elbetteki bize çok cazip ve heyecan verici gelmişti. Bizi karşılayan arkadaşlar Akçaabat’ta yöreye has köfte yedirdikten sonra eğitim çalışmalarımıza başladık. Yörenin güzel yerlerini gezdirdikten sonra daha önce Ankara’da beraber çalıştığım Halil KILIÇ adındaki derya gönüllü, vefa timsali arkadaşımın ısrarlı davetini kıramayarak Giresun’un Eynesil ilçesine konuk olduk. Eynesil’in 5 km kadar yanındaki Belen Köyü’ndeki evine vardığımızda Allahım cennet dedikleri yerler buraları olsa gerek diye hayıflandım.
Kartal yuvasını andıran bir tepe üzerine yaptırdığı yüksek masraflı ve bol dekorlu evinin geniş camlarından aşağı doğru baktık. Yaklaşık 7 km. kadar uzakta hırçın Karadeniz olanca heybetiyle duruyor, her emeği ayrı bir keyif olduğu belli bakımlı bahçesinin duvar kısımları çay ağacı, iç mekanları çeşit çeşit meyve ağaçları ve ilginç ilginç sebzeler..
Fındık ağaçlarının meyveli halini ilk defa görüyordum. Daha önceleri de görmüştüm ama ya kış aylarında, ya da çiçekli zamanlarında.. Yöreye has güzel yemeklerini yedik. Cuma namazı için köyün camisine gittik. İnsana bu kadar sıcak gelen küçük, ahşap ve döşemeleri uyumlu bir cami daha görmedim. Ülkemizdeki her cami birbirinden güzel ama Belen Köyü camii sağanak yağmurlu havanın iç sıcaklığı ile, yüksekliği ve korkulu emniyetliliği ile insanın içinden hiç çıkmak istemediği bir duygu veriyordu. Bunu sadece ben değil oğlum İhsan’da aynısını söylüyordu.
Şimdi biz İç Anadolu Bölgesinde yaşıyoruz. Topraklarımız kıraç, havamız kuru, ormanlarımız yok denecek bodurlukta.. Ne olursa olsun hiçbir şart dahilinde İç Anadolu Bölgesinden ayrılıp bir yere yerleşmek hiç birimizin aklına bile gelmiyor. Bize en güzel yer Yozgat’ımız, Sorgun’umuz geliyor. Nere gitsek özlüyoruz. Peygamber Efendimiz de Dünyanın en güzel yeri Mekke’dir dermiş. İnsana kendi memleketinin bu kadar hoş geldiği, hiçbir saltanatın, hiçbir zenginliğin başka yerlerde kendi memleketinde olduğu kadar keyif vermediği bilindiği halde Karadenizlilerin bu yeşilliklerden kopup, farlı bölgelerde yaşamalarına biraz daha acıdım. Ekonomik ve sosyal şartların göçe zorladığı insanlar arasında en zor durumda olanlar eminim ki Karadenizlilerdir.
Saatlerce hamsi türküsü, orman türküsü, memleket hasreti ezgileri söylemeleri, acıklı havalarının sıla özlemlerinden olduğunu anladım.
Allah hepimizi ocağımızda, memleketimizde sağ etsin. Hepimizi kendi diyarlarımızda bolluk, refah ve huzur içinde yaşatsın.  Cennetten bir kesit olan Eynesil halkına, Trabzon halkına, Akçaabat halkına, Giresun halkına Yozgat’tan gönül dolusu selamlar saygılar olsun.
Hürmetlerimle..