Şehir kara örtüsüne çoktan bürünmüş, adeta suçları ve suçluları örtercesine zifiri bir karanlık hakim olmuştu. Vakit gece yarısına yaklaşırken büyük şehrin ana caddelerinden birinde köşe başlarını mesken tutan kadınlar yanaşan otomobillere başlarını uzatarak laubali muhabbete başlamışlardı. Dört beş delikanlı soyacakları dükkanları bir bir kolaçan ederek o geceki hasılatlarının peşine düşmüşlerdi. Üç, dört adamda köşe başında kimseden korkmadan, yakalanma telaşı yaşamadan normal bir iş yapıyormuşcasına pişkin bir vaziyette o günkü kapkaçtan elde ettiklerini paylaşıyorlardı. Tek tük yanan ışıklardan bazılarında içki alemi sesleri karanlığı delerek diğer evlere kadar ulaşıyordu. Üst taraftaki evden yine kavga sesleri ortamın sessizliğini bozuyor,karı kocanın birbirlerine ettikler küfürlere bakılırsa işitenlerin yüzleri kızartacak kadar vahim olduğu kesindi. Bu şehir son zamanlarda alışmıştı bu tip olaylara. Artık o kadar normal o kadar olağan geliyordu ki bu olaylar,insanlar yalnız başlarına sokağa çıkmaya bile korkar hale gelmişlerdi. Haberler ve haber programları sadece bunlara değinir hale gelmişti.
    Hatta en çok izlenen bir kanal haber boyunca üst köşede  yazının altında veriyordu bu insanın yüreğini yakan, kanını donduran ve ürperten bu olayların haberlerini..Evet gerçektende Türkiye nereye gidiyordu?
    Selamı,yardımlaşmayı, dostluğu, komşuluğu, paylaşmayı, helal para kazanmayı, infak etmeyi, iyiliğe dair ne varsa içerisinde barındıran Müslüman olma kimliğini yok etmeye çalışan insanların böyle bir soru sorma yetkileri var mıydı ki?. Güzellikleri yok ettiğinizde kötülükler cirit atar.Bu bir gerçek. Bu gerçeği akledemeyen zavallılar, bu soruyu boşuna sorup dururlar. Her günkü magazin haberlerinde yiyen, içen, ahat bir yaşantı süren, çalışmadan gününü gün edenleri sergileyen insanların hiç mi suçu yoktu çirkinliğin bu denli artmasında?
    Evlenmeden gayri meşru yaşantı süren bir yığın sözde manken v.s. reklamın iyisi kötüsü olmaz mantığıyla hareket eden sözüm ona meşhurları, bir gecede meşhur olup paraya ve itibara kavuşan içi boş yığınları insanların gözlerine sokarcasına sergileyen insanların hiç mi suçu yoktu bu olayların tırmanmasında?
    Haber yakalama safsatası altında bu tip olayları sürekli gündemde tutarak insanlara olağan bir şeymiş gibi göstererek çirkinlikleri gündemde tutarak anormal olanı normalleştiren insanlar hiç mi suçluluk duymazlar acaba?
    Hiç mi vicdanları sızlamaz? Cüzdanlarını doldururken vicdanlarını boşalttıklarının hiç mi farkına varmazlar? Ruhsuz et yığınları olduklarını hiç mi hissetmezler?Hiç mi üzüntü duymazlar başlarını yastıklarını koyduklarında. Ve o yastıkları göz yaşlarıyla hiç mi ıslanmaz? Hiç mi pişman olup geri adım atmazlar? Ve başlarını eğerek hata yaptıklarını itiraf etmeyi hiç mi düşünmezler?
    Tüm bu kötülükler örtemeye artık gecenin karanlığı da yetmiyor. Koca şehrin bir ucunda ahşap bir evde ellerinin arasına aldığı başını çatlatırcasına bunları düşünen bir adam.. Haber sonrası her zaman olduğu gibi ümmet için geleceğin kötüye gittiğini düşünerek dualarla sabahı karşılamaya çalışan, gözleri ağlamaktan şişmiş başındaki ağrılara aldırmadan,gözlerinden akmaya her an hazır olan uykusunu açarak derinden devam ediyor duasına..Kendini bunca çirkinliğe rağmen koruyabilmiş, dönenler görmüş,değişenler görmüş,geliştim ama değişmedim diyerek edebiyat parçalayarak gündemde olma telaşı yaşayanları görmüş, kendisini İslam'a adayan olması gerekirken, İslam'ı hayatlarının belli yerlerine yamayanları görmüş. Baltasıyla korkusuzca putları kıran İbrahim aleyhisselam ın tersine baltalarıyla Müslümanları baltalayanları görmüş, İslamı az bir para karşılığı satanları görmüş, bu dinin işlerine gelmeyen yerlerini görmezden gelenleri görmüş, Allah'ın emirlerini hiç utanmadan, sıkılmadan mevkisinden olmamak için saklayan, gizleyenleri görmüş, Kuran'ı müthiş okuduğu halde içindeki hiçbir emri uygulamayanları görmüş, kuru bilgi ve ilim sahibi olduğu halde yaşantısında İslam'ın kalıntısı olmayanları görmüş, televizyonlarda dinini panel malzemesi yaparak reyting yakalamaya çalışanları görmüş, Kuran'ın şifresini çözdüm, çözüyorum diyerek rant elde etme çabası içerisinde olanları görmüş, bu dine en çok zarar verenlerin ne hazindir ki yine bu dini yaşadığını iddia edenler olduğunu görmüş,, velhasıl çok gün görmüş birisiydi Bekir bey.
    Artık anlam veremiyordu tüm bu olup bitenlere.Ne Müslüman'ı Müslüman ne kafiri kafirdi bu devrin. Her şey o kadar birbirine karışmış, o kadar kördüğüm olmuştu ki hiç kimse de ayırt edemezdi zaten. Ahir zaman ümmeti hakkında pek çok hadis okumuştu.