Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün Yozgat ziyaretinde, başka bir görev talep eden Lise Müdürü’ne ‘‘Orası için mutlak birisi bulunur ama öğretmen bulunamaz’’ didiği, rivayet edilmektedir...
Bir reklam filminde ise, taklit ürün üretirken yakalanan kişinin karakola götürülürken ‘‘Eğitim şart!’’ diyerek, eğitimcilerin önemine dikkat çekilmek istenmiştir...
Böyle bir girişgahtan, sunumdan, hatırlatmadan sonra konumuza döndüğümüzde, ‘‘Eğitimin ve eğitimcilerin önemini!’’ birilerinin çok iyi anladığını söylemek mümkün...
Zira son atamalara baktığımız da hemen hemen her kuruma yönetici olarak eğitimci kökenli isimler atanmaktadır.
Anlaşılan o ki; Yozgat’taki tüm kurumların eğitime ihtiyaçları var...
Eğitilmeleri için de eğitimci kökenli isimler, kurum yöneticiliği için ilk akla gelen isimler olarak karşımıza çıkmaktadır.
Gerçekte böyle midir?...
Sanmıyorum...
Sistemin, uygulamanın getirdiği bir sıkıntı ile eğitimciler, eğitim vermekten uzaklaşıp, başka kurumlarda kendilerine yer edinme gayreti içerisinde çırpınıp, durmaktadır...
Hatırlayınız, daha önceki dönemlerde eğitim kurumlarında belirli bir kariyer edinmiş isimler, gerek çevresi ve gerekse öğrencileri tarafından saygıyla anılan eğitimciler, geçim gaylesinin yüklediği sorumluluğu zorda olsa taşımaya çalışmalarına karşın, bir yerde yenik düşüp, özel eğitim kurumlarına yönelip, kaçmaya başlamışlardı...
Şimdi ise ‘‘Rotasyon’’ adı altında hayata geçirilen uygulama, eğitimcilerin canına tak etmiştir...
Bugün Yozgat’ta gelecek nesillere yön verebilecek birikime, tecrübeye sahip isimler, eğitim kurumlarındaki görevlerinden ilk fırsatta ayrılıp, başka kurumlarda kendilerini istihdam ettirmişlerdir...
Çok yakından bildiğim, haberlerini yaptığım, öğrencilerine yön veren, eğitim veren, beceri kazandıran bir öğretmen, şimdi başka bir kurumda eğitimci kimliğini bir kenara bırakıp, görev yapmaktadır...
Eğitimci kökenli, eğitimi içine sindirmiş bir isimin, başka bir kurumda zorunluluk dışında çalışmak isteyeceğini sanmıyorum, düşünemiyorum...
Ama burada bir suçlu varsa yine öğretmenlerimiz, eğitimcilerimizdir.
Yazımın başına dönersek, yeni nesilleri yetiştiren öğretmenlerimiz; geleceğimize yön veren eğitimcilerimiz, bu sistemi, uygulamayı devreye sokup, eğitimi, öğretimi, aynı zamanda da eğitim, öğretimde görev yapanları güç durumda bırakanları da yetiştirmişlerdir.
Ulu önder Mustafa Kemal Atatürk, ‘‘Öğretmenler, yeni nesiller sizlerin eseri olacaktır’’, öğretmenlerin gelecekte yaşamak istedikleri bir düzenin oluşması yönünde genç nesilleri yetiştirmelerini istemiştir...
Bugün eğitimcilerin kaçışında, yaşadığı sıkıntının altında, eğittikleri insanların imzası bulunmaktadır.
_____________________________________________________________________
_____________________________________________________________________
MAÇ KRİTİK
Şanşımız var, inancımız yok!
Yozgatspor’un, önceki maçları kaybeden rakiplerinin sahaya ‘‘Dönüm Maçı’’ olarak çıktıklarının altını çizip, ‘‘Bunun hem avantaj hem de dezavantaj olduğunu’’ vurgulayarak, ‘‘Çanakkale deplasmanında dikkat edilmesi gerektiğine’’ vurgu yapmıştım.
Müneccim olmaya gerek yok, durum ortada...
Rakibiniz, ‘‘Dönüm maçı’’ olarak görüyorsa, maça daha fazla konsentre olacaktır, daha fazla asılacaktır, gücünü biliyorsa ona göre tedbir alacaktır, gerekiyorsa saha dışı olaylara bile başvuracaktır...
Tüm bunları ortadan kaldırabilmeniz için inanmanız gerekir. İnancınız tam olursa, o zaman rakibinizin ne yaptığının önemi yoktur. Sahaya çıkarsınız, 90 dakika mücadele verirsiniz, hakem peanltı verir, yenik duruma düşersiniz, kırmızı kart görürsünüz, sahada 9 kişi kalırsınız ama bitiş düdüğü çaldığında sahadan üç puanla ayrılan taraf yine siz olursuzunz. İstisna durumlar kaideyi bozmaz...
Bu inanç sadece camianın belirli kesimini kapsıyorsa yine olmaz. İnanç tam olmak durumundadır. Tam olmazsa kör topal olur, işe yaramaz...
Bir camiadan bahsediyoruz. Yozgatspor camiası denildiğinde sadece sırtına kırmızı siyahlı formayı giyip, sahaya çıkan futbolcular, saha kenarında takımı yöneten teknik adamlar, onlara yardımcı olan masör, ahçı, malzemeci, taraftar, tribünde oturan yöneticiden ibaret bir şey değildir.
Camianın içerisinde basın vardır, il yöneticileri vardır, tribüne gelmese bile gönlünden destek veren, imkanları ölçüsünde yardım, destek verenleri de kapsamaktadır.
Eğer bu zincirin herhangi bir halkasında aksaklık, inançsızlık olursa, o zaman bu sahada mücadele veren futbolculara da bir şekilde yansır, sıkıntıya sokar...
Çanakkale deplasmanı öncesinde olan, ondan önceki maçlarda da zamanla yaşandı. İnanç zedelendi, zedelenen inanç takıma yansıdı, yansıtıldı...
Öncelikle biz bir şeye karar vermek durumundayız, ‘‘Yozgatspor bir üst lige çıkmalı mı? Çıkmamalı mı?’’
Eğer buna netlik kazandırırsak sorunu büyük oranda çözmüş oluruz. Eğer çıkması gerektiğine inanıyorsak o zaman gereği yapılmalı, takıma sahip çıkılmalıdır...
Geçmişten ders çıkartarak, yarına baktığımız da sonucun daha güzel olacağını görmemiz mümkün olacaktır. Bugün Yozgatspor’a gerekli destek bırakın ilk yarıyı, ikinci yarının devre arasından itibaren verilmiş olsaydı, daha öncede söylediğim gibi liderlik koltuğunda oturuyor, bir üst ligde mücadelesini garantilemek için gün sayıyor olurdu.
Lider evinde yeniliyor, deplasmanda maç kaybediyor, puan kaybediyor. Lideri yakalamak için siz kazanmak durumundasınız. Kazanamıyorsanız, o zaman lideri yakalayamazsınız...
Kazanmanın gereği yapılmalıdır. Destek verilmeli, takım motive edilmelidir. İnanın Yozgatspor mevcut kadrosu ile bu işi başarabilecek bir güce sahiptir. Yarın Tarsus İdmanyurdu takımı Yozgat’a geliyor. Puan cetvelinin ikinci sırasındaki Tarsus takımını bu takım yener, yenebilecek güce ve birikime sahip...
Yeterki Yozgat olarak buna ınanıp, bunu da takıma yansıtalım...