Soğuk, karanlık ve bir okadarda yoğun bir günün ardından nihayet Cumartesi ve hafta tatilime bir gün daha yaklaştım. Bir çoğunuzun tatilibugünden başladı sizler biraz daha şanslısınız, bu yüzden yüreğinizi ısıtacak iki hikayeyi tatil gününü keyfini çıkaranlarla paylaşmak istedim.
    Daha önce mailime gelen ve okuduğumda hem düşündürüp, hemde eğlendiren bu iki hikayeyi umarım sizlerde beğenirsiniz...
DUYGULARIN MATEMATİĞİ
    Önce sevdim. Sevdiğimi öğrendim, sevebildiğimi farkettim: Sevdikçe kendimi topladığımı gördüm.
    Affetmeyi öğrendim: Affetmenin, dostlarımı onla çarpmak olduğunu farkettim.
    Pişman oldum: Pişman olduğumu itiraf ettim, pişman oldukça, hatalarımı küçük, anlaşılır ve bağışlanabilir parçalara bölebildiğimi gördüm.
    Hatırlamayı öğrendim: Değer verdikçe sevgilerin küpünü bulup, onları mutlulukla çarpabildiğimi gördüm.
    İltifat etmesini öğrendim: İltifat ettikçe, insanlarla aramdaki en kısa mesafenin bir tebessümün resmettiği eğri bir çizgi olduğunu gördüm.
    Özür dilemesini öğrendim: Özür diledikçe nefretin ve öfkenin sonsuza bölündüğünü, böylece dargınlıkların limit sıfıra giderken yok olduğunu farkettim.
    Aşık oldum, aşkı tattım: Böylece bir üçgenin iç açıları toplamının 180 dereceyi aşıp, bütün yamukları kendi içinde barındırabildiğini gördüm.
    Hüzünlendim: Hüznü sevdim, hüznün kalbime dokunmasına izin verdim.
    Böylece bütün mutlulukların ve zevklerin sonunda ayrılık çizgisine teğet geçip geri döndüğünü gördüm.
    Ve bir gün öleceğim: Kesinlikle öleceğim ve öldüğüm gün anlayacağım ki, yaşadığım hayat, paydasında sonsuzluk olan basit bir kesirden ibaretmiş.
    Kesrin payında ne olursa olsun, ne kadar çok şey biriktirmiş olursam olayım, hepsi son işlemde sıfıra eşitleniyor. Kesrin üzerine, yani bu dünyaya, sonsuzluk cinsinden bir şeyler koymam gerekiyor.
    Yoksa elde var sıfır.
    Tüm bu işlemlerin sağlamasını yapmak isterseniz, kalbinize bir bakın.
KIYILARINDA
YAŞAMAK HAYATI
    Bir hayatın içinden geçeriz, içimizden bir sürü hayat geçer. Ve biz, içimizden geçen hayatlardan birinin kıyısına tutunup tüketiriz ömrümüzü. Çoğaltarak yaşamak yerine tüketerek yaşarız hayatı. Böylece ayıpların, yasakların orta yerinde biz de tükeniriz.
    Kıyısına tutunduğumuz hayat ya da kıyısına sürüldüğümüz hayat çoğu kez içimizden geçen ve içinden geçmek için can attığımız hayat değildir. Bu yüzdendir "Neler yaşadım yazsam roman olur" deyişimiz. Ama aslında roman olacak olanlar yaşadıklarımız değil yaşayamadıklarımızdır.Kıyısına tutunduğumuz hayat roman olamayacak kadar sıradan ve sığdır. Oysa içinden geçmek, içinde çoğalarak yaşamak istediğimiz ve yaşayamadığımız hayat yazılsa roman olur.
    Çünkü vadileri derin, düzlükleri sonsuz ve dağları yücedir o hayatın.
    Gökyüzü daha geniş ve daha mavidir, yani söylenecek söz gizlidir, resmedilecek anlar vardır o hayatın içinde. Kıyısından geçtiğimiz hayatlar yine de terk etmez bizi. Bir ömür kıyılarımızda dolaşır, olmadık zamanlarda düşlerimize dalar ve olmadık zamanlarda aklımıza düşerler. İşte bu zamanlar, aklımızı oynatmaya ramak kaldığı zamanlardır.
    Kıyısına tutunup ömür tükettiğimiz hayatın griliğine inat, kıyısından geçtiğimiz hayatlar renk cümbüşüdür. Bu yüzden aklımızı almakla kalmaz, gözlerimizi kamaştırır ışıltısı ve böyle zamanlarda hiçbir şeyi görmez olur gözlerimiz. Korkularımızdandır, kimi hayatların içinden geçemeyişimiz ve sıradan bir hayatın kıyısına tutunup oradan oraya sürüklenişimiz. İçimize dert olur bu korkularımız, içimize oturur yaşayamadıklarımız. Ve türkülere, hüzünlü dizelere, ağlatan flimlere sığınmak kalır bize.
    Bir de " Yazsam roman olur" der dururuz. Oysa kıyısına tutunduğumuz hayat ne yazmaya bırakır bizi ne de yaşamaya başka bir hayatı. Kıyılarında ömürler tükettiğimiz hayatlardır hüznümüze ve hazin hikayelerimize sebep.
    Terk edemediğimiz o kıyıların ıssızlığına terkedilmiştir hayatlarımız.  "Her yalnızlık içinde bir kalabalık taşır.". Doğrudur; özlenen, düşlenen, düşlerde yaşanan bir kalabalıktır bu. Issızlığımıza uğramaz, ıssızlığımızı şenlendirmez bu kalabalıklar. Ve biz bir hayatın kıyısında sürgün, ıssızlığımızda yalnız tüketiriz ömrümüzü. Issız ve ışıksız odalarda bekleriz ölümü.
    HÜZNÜN KIYISINDA Kıyılarıma vurdun Dağıldım. Dağlandım. Kıyılarıma vurdun, En karanlık kovuklarıma, En kuytu koyaklarıma, Sardunyalı düşlerime girdin Vurdun beni asyalı tarafımdan Asyalı ve hüzünlü. Kıyılarıma vurdun, Kıyılarımda kalma. Ak yeleli küheylanlarla Vadilerime gel..
    Genzimi yakacak kokular Ve hüzünlü öyküler getir Yaşlı aktarlardan.
    Kıyılarıma vurdun, kıyılarımda kalma Mekan eyle gönlümü, masal eyle ömrümü.