Tam anlamıyla olmasa da artık yeni yerimizden sizlerle birlikte oluyoruz. Hala koşuşturmaca var, hala yarım işler var ama biz yinede tam anlamıyla birşeyler yapma gayreti içerisindeyiz. Bugünde yoğun ve karışık bir gün yaşadık ve köşe yazmaya başlamam gerektiğini hissettiğimde kargaşanın içerisinden sıyrılıp, bilgisayarımakoştum ve tam bilgisayarın karşısına geçip yazacağım konuyu düşünürken, çok sevdiğim çalışma arkadaşım Ahmet yanıma geldi.
Gelmişten geçmişten, 11 yıllık gazetemin adresinin değişmesinden, gazetenin boş halini görünce yaşadığım travmadan bahsederken, birden konu insanlığa, daha doğrusu benim insanlığıma geldi. Garip belki ama kendi tespitime Ahmet’te tüm yürekle katıldığını söyledi.
Aslında insancıl bir kişiliğim vardır, hatta belki amiyane bir tabir ama kullanılmaya müsaitte bir yapım vardır. Bu dostlarım, ailem, arkadaşlarım, mesai arkadaşlarım, herkes tarafından bilinir.
Ama ters bir yönüm vardır ki neye kızdığımı belli bile etmem o insancıl kişiliğim gider tam aksine çekilmez, iğrenç bir hal alır.
Bu yüzden Ahmet’le konuşmanın en hararetli yerinde ‘insanlığıma doyum olmaz amaaaa’ dedim cümleyi, Ahmet tamamladı gülerek, ‘abla bilirim öbür türlüsüne de doyum olmaz..’
Evet hayatta iki şeyi asla ve asla afetmedim, bir iyi niyetimin kötüye kullanılmasını, iki iki yüzlü insanların bir öyle bir böyle hal ve tavırlarını...
İnsanları deneyerek edindim, o yüzden kolay kolay insan harcamam ama şöyle bir durum vardır ki bazı insanlara hak etmediğinden çok değer vermişimdir zaman zaman, bu yüzdende kendi değirimi hiçe saydığım bile olmuştur.
Bununla ilgili bir örnek geçenlerde seyrettiğim bir tartışma programında öyle güzel verildi ki. Kendimi değer verdiklerim boş çıktı diye değersiz hissettiğim anlardan utandım.
Programın özeti şöyleydi, iyi bilinen bir konuşmacı,20 dolarlık bir banknotu göstererek başladı. 200 kişinin bulunduğu odaya, bu parayı kim ister diye sordu.
Ve eller kalkmaya başladı ve konuşmacı bu parayı sizlerden birine vereceğim fakat öncelikle bazı şeyler yapacağım dedi.
Parayı önce buruşturdu ve dinleyicilere hala bu parayı isteyen var mı diye sordu, eller yine havadaydı.
Bu sefer, konuşmacı peki bunu yaparsam dedi ve 20 doları yere attı onun üstüne bastı, ezdi, pisletti ve para şimdi pis ve buruşuktu, fakat eller yine havadaydı ve o parayı herkes istiyordu.
Ve konuşmacı şöyle dedi:
Arkadaşlarım burada çok önemli bir şey öğrendiniz, burada paraya ne yaptıysam hiç önemli değil onu yinede istiyorsunuz, çünkü benim ona yaptığım şeyler onun değerini düşürmedi, o hala 20 dolar.
Bu küçük hikayede de görülüyor ki hayatımızda çoğu kez verdiğimiz kararlar veya hayat şartları nedeniyle hırpalanır, canımız acıtılır, yerden yere vuruluruz.
Öyle anlar gelir ki kendimizi kötü hissederiz ama ne olduğu ya da ne olacağı önemli değildir. Hiçbir zaman değerimizi kaybetmeyiz, temiz ya da pis hırpalanmış ya da kırılmış olmak da önemli değildir.
Sonuçta seni sevenler senin ne kadar değerli olduğunu her zaman bileceklerdir.
Demek ki, hayatımızın değeri ne yaptığımız veya kimi tanıdığımızla değil kim olduğumuzla alakalıdır.
Adamlık paraymış pul olmuş...
Hakikat bu mudur?
Mazisi eskiye dayanan, adamlığı parayı ölçüştüren yüzlerce ifade, ata sözü, deyim üretmek mümkün.
Bu üretimlerin kaynağı olan insan adamlık noktasında parayı kabul ettiği gün çok şey kaybetmiştir aslında.
Mesela insanlık...
Yaşıyor, düşünüyor, nefes alıyorsunuz, beş duyu organınız tıkır tıkır çalışıyordur...
Bunlardan sadece düşünme özelliği insana adam olmanın en büyük sıfatı değil midir?
Parayla adamlığını satın alamayanlar kadar, parasız adamlığını kaybedenler de vardır.
O tip insanları bazen aynaya baktığımız an, bazense bir akşam gezintisinde görmeniz mümkün.
Aslına bakarsanız bu konu hakkında konuşulacak çok söz var.
Ben bu günkü konuyu aşağıda okuyacağınız satırlarla son vermek istiyorum.
Bazen yazmak, konuşmak yeterli gelmezmiş. Bana kalırsa bu da öyle bir konu.
Hatırın, insanların, küçük bir tebessümün değer kaybettiği dünyada parayla adamlık yapanlar da olacak, parasız da...
Ben adamlık paraymış o da pul olmuş dedim, gerisi size kalmış...
İnsanoğlu bir gün virgülünü kaybetti;
Söyledikleri birbirine karıştı.
Noktayı kaybetti;
Düşünceleri uzayıp gitti; ayıramadı onları.
Ünlem işaretini kaybetti bir günde;
Sevincini,öfkesini bütün duygularını kaybetti.
Soru işaretini kaybetti bir başka gün;
Soru sormayı unuttu,.
Her şeyi olduğu gibi kabul eder oldu.
İki noktayı kaybetti bir başka gün:
Hiç bir açıklama yapamadı.
Hayatınını sonuna geldiğinde
,elinde sadece tırnak işareti kalmıştı!
' İÇİNDE DE BAŞKALARININ DÜŞÜNCELERİ VARDI YALNIZCA''