Öyle inanıyorum ki bu yazıyı okuyan herkes kendi duygularından bir şeyler bulacak.
Yani aslında bir çok insan böyle bir yazı yazmak istemiştir ama, ya imkansızlıktan yazamamıştır, ya da sadece düşüncede bırakmıştır.
Bence günümüzün en büyük sıkıntılarından birisi dost sandığımız insanların vefasızlığı. Bana göre bu ekonomik sıkıntıdan daha büyük bir sıkıntı...
İnsanın hayatı boyunca edindiği gerçek dostları bir elin parmağını bile geçemez.
Çok dostum var sanır insan ama bu bir gerçek, bir elin parmağını geçmez.
Dost gibi yüzüne gülüp de ardından kuyunu kazan, seni çekemeyen, başarısızlığın için sinsi sinsi çabalayan öyle çok insanlar var ki çevremizde.
Başına bir şey geldiğinde yanında timsah göz yaşı döküp de, yanından ayrılınca def çalıp oynayan insanların sayısı hiç de az değil.
Sen de sanıyorsun ki ne çok dostum var.
Maalesef böyle insanlar çoğaldıkça içinde yaşadığımız dünya daha da kirlendi, hatta bana göre yok olmaya yüz tuttu...
İnsanlar bir birlerine daha da şüpheli bakar oldu haklı olarak.
İnsanın tanımadığı ya da ciddiye almadığı bir insandan kötülük gördüğünde canı sıkılmıyor da dost bilip de karşılığında kötülük gördüğünde gerçekten ciğeri yanıyor, telafisi de mümkün olmuyor.
Neden insanlar samimi değil anlayamıyorum? Karşısındaki insanı ya parası için, ya sıfatı için ya da kariyeri için sevmek ne kadar kötü bir durum değil mi?
Bir insan bir diğer insana dost kimliğinin ardından kötülük yaparken acaba hangi psikolojide oluyor aklım almıyor.
Sevgisizliğin, kalleşliğin ne anlamı var şu üç günlük dünyada bir türlü anlam veremem. Ne anlarlar kötükten hiç mi hiç anlamam...
Bugün dost gibi yaklaşıp da ardından kuyusunu kazmaya çalıştığın insanın başına bir tatsızlık geliyorsa yarın senin başına gelmeyeceğinin garantisi var mı? Ya da bunu sana kim garanti ediyor, durup düşünmek lazımhaksız mıyım?
O zaman senin davrandığın gibi sana da davranırlarsa neler geçer aklından bir düşünsene? Pişman olmaz mısın dost gibi görünüp de arkasından kötülük yaptığın için?
Biz ne çektiysek beş para etmez dostlarımız yüzünden çekmedik mi? Başımıza ne geldiyse beş para etmez dostlarımıza güvendiğimiz için gelmedi mi?
İyi de yüzümüze gülüp de ardımızdan kuyumuzu kazmaya çalışan sahte beş para etmez dostlarımız ne kazandılar ki böyle davranmakla. Düşünmeye bile gerek yok bence, çünkü sonuç kocaman bir hiç bence.
Yarın vicdanları ile baş başa kaldıklarında öyle pişmanlık duyacaklar ki bu pişmanlıkları beş para etmeyecek. Yarın başlarına bir şey geldiğinde öyle bir yanlız kalacaklar ki yürekleri yanacak ama yine yanlarında kimseyi bulamayacaklar.
Gerçek dost, dostunun kötü anında olduğu kadar iyi ve mutlu anında da yanında olan, onun hüznüyle hüzünlenen, onun mutluluğuna ortak olandır. Ne mutlu böyle dostları olanlara.
Maalesef yaşadığımız dünyada artık herkes ben hastalığına yakalanmış. Hiç kimse önce insanlık, önce çevrem, önce yoksullar, önce kimsesizler, öksüzler demiyor.
Almış başını bir ben hastalığı insanları sürükleyip duruyor bilinmeyene.
Aslında yaşadığımız çevremizde dost gibi görünüp de sizi çekemeyen insanların gerçek yüzleri çok geçmeden çıkıyor ortaya ama yine de ders almıyor kimse.
Oturup bir düşünün.
Gerçekten kaç dostunuz var?
Bu dostlarınız gerçekten sizi seviyor mu? Sizin acınızla acılanıp, sizin mutluluğunuzla mutlu olabiliyorlar mı?
Sizin başarılarınızla övünüp başarısızlıklarınız karşısında kahroluyorlar mı? Kaç dostunuz var hiç düşündünüz mü? Çok diyorsanız ilişkilerinizi inceleyin derim. Dost görünüp, dost olmayanlarda akıllarını başına alsın, bu dünyada yapayalnız kalmadan belki bir şeyler yaparlar...