Allah Sudenaz'ın anne ve babasına büyük sabırlar versin.
Acil Servis'te bir gün önce başlayan ihmal bu kez yataklı bölümde ilginç eksiklerle kendini gösterdi.
Şimdi buradan hangi birini sayayım ki;
Hijyen, tedavi, ilgi ve alaka bakımından en üst seviyede olması gereken bir hastanede bir türlü gelmeyen, değişmeyen yeni yatak çarşaflarından mı?
Hasta çocuklara ilaç vermek için kullandıkları nebülizatörlerin yetersizliğinden mi?
Odalara yemek servisi yapılmadığı için, kolundaki serumla çocuğu kucağında yemek almak için koridora kadar gelmek zorunda kalan annelerden mi?
Büyük bölümü bayanlardan oluşan ve genellikle ilçe ve köylerden gelen hasta yakınlarının yeterince bilgilendirilmediğin mi?
Ağzından kelimeler cımbızla çıkan doktorumuzdan mı?
Çok soru sorduğu için doktoru tarafından henüz iyileşmeden “Hastaneden çıkarılmakla” tehdit edilen anneyi mi?
Yemeğinin soğumasını duygu kaygıyı, hasta çocuğun oksijen maskesini değiştirmek için duymayan hemşireden mi?
Cam kenarı diye hastane odasında içilen sigaradan mı?
Detaya insem daha neler çıkar ortaya neler!..
Acil giriş yaptığımız hastanede 2 saat sonra yeni bir kan tahlili için giriş katta bulunan laboratuara iniyorum, acil girişinde verdiğimiz kanların laboratuara hala verilmediğini görüyorum.
Yoğun bakımda yatan bir hastanın tahlil için verilen kanları saatler geçmesine rağmen neden laboratuara verilmez?
Kanların bulunduğu yerle laboratuar çok mu uzak derseniz?
Durun hesaplayım, bir, iki, yok yok beş adım… Sanırım baya uzun bir mesafe.
Eğer çocuğunuz serviste yatıyor ve nebülizatör kullanmak zorundaysa sıranın size gelmesini beklemeniz gerekiyor!
Halbuki doktorunuz size o ilacı belli aralıklarla kullanmanızı önermiş.
Doğum ve Çocuk Bakım Evi, adı üzerinde.
Hastalarının tamamı çocuk ve kadınlardan oluşuyor.
Böyle bir kurumda aşağıdan yukarıya her şeyin, her görevlinin daha dikkatli, daha özenli, daha duyarlı olması gerekmez mi?
Mesai bittikten sonra Yozgat'taki tüm çocuklar acil servis doktorunun himmetine emanet.
Üstelik çocuk doktoru olmayan bir pratisyene.
Bilgisizliğine değil sözüm ilgisizliğine.
Doktorumuzdan zorda olsa bilgi aldığımız 6. gün hastaneden çıkmak inanın bizim için çifte mutluluk oldu.
Çocuğun hastaneden hayırlısıyla çıkıyor olması, bu şartlar altındaki bir hastanede insanlarla tartışmadan, kavga etmeden çıkmak bana göre ikinci bir mutluluk oldu.
Hastanede bir de şunu tespit ettim Sevgili Yozgatlılar!
İnsanlar bir şeylerden huzursuz, mutsuz ve isteksiz.
Sanki gök çökmüş hastanede çalışanlar altında kalmış.
Herkes için değil tabi bu sözüm, görevini layıkıyla yapanları tenzih ederim.
Yatan hastalar adına ben, hastanede geçirmek zorunda kaldığımız yılbaşı akşamı tüm çocukların en azından küçük bir balonla mutlu edilmesini isterdim.
En azından bir yönetici, ya da ilgili zaten hastane ortamında psikoloji bozulmuş minik kalpleri gülümsetmeyi deneyebilirdi.
Hastanede bize imzalatılan evraklardan bahsedeyim birazda.
Biz doktorumuzdan bilgi almak için büyük mücadele verirken bize imzalatılan evrakta, “çocuğun hastalığıyla ilgili bilgi verildiği”, “Eğitim aldığımız” ve “Bir hafta, on beş gün sonra kontrol için gitmemiz” yazıyordu, ama hiçbiri olmadı.
Madem böyle bir şey olmadı neden imzaladın o evrakları diyebilirsiniz.
Sanırım azıcık kalbi olan beni anlar.
Bu kağıtlar bize hastaneye girdiğimiz gün, yani kafamız öylesine karışık, duygularımız perişan bir haldeyken imzalattırıldı.
Yani o evraklarda ne yazdığını okuma gibi sağlıklı bir kafa bulamıyor insan kendinde.
Siz olsanız o kağıtları tek tek okumayı mı tercih ederdiniz, yoksa evladınızın sağlığıyla daha çok ilgilenmeye mi gayret edersiniz.
İnsan hastaneye düşmeye görsün bir kere dünyası değişiyor.
Aslına bakarsanız anlatılacak çok şey var.
İnanın şuan o kadar çok doluyum ki, kafamdakiler, yaşananlar bir birine karışıyor.
Ama bir yerlerden başlamak gerektiğini düşünüyorum.
Bu gün bu satırlar Acil doktorunun ilgisizliği yüzünden nefes alamaz duruma gelmiş bir çocuğun yine aynı hastanede yaşadıklarını anlatmanın yanı sıra,
Boğazına kaçan cisim zamanında çıkarılmadığı için nefes alamayarak yaşamını yitiren Sudenaz'ların hayata tutunması,
Daha güvenli, daha sağlıklı, daha ilgili, daha hijyenik, daha hastane statüsüne sahip bir Doğum ve Çocuk Hastanesi için.
Bu yazı köyden, kentten gelmiş onlarca hastanın, yol bilmez, iz bilmez annelerinin hak ettiği sağlık hizmetini alması adınadır.
Ben suçlu aramıyorum.
Ben yetkili de aramıyorum.
Ben vicdan arıyorum, sorumluluğunu evladının gözlerine bakınca gören.
Ben gayret arıyorum, yarın kendi başına geldiğinde ne yapacağını düşünebilen kaygılara sahip.
Ben insan arıyorum, insana verilen değeri memurluğundan daha önce gören.
Bir kere daha tekrarlıyorum, görevini lakıyla yerine getirenlere değil sözüm. İlla ki bir sorumlu aranacaksa yönetim kademesine bir soru sormak istiyorum:
Hastanede neler olduğunun, yaşananların, verilen hizmetin ne kadarının farkındasınız?
Hastanede zaten çaresiz durumda olan insanlar bizim başımıza gelenlerin beklide daha fazlasını yaşıyor ama susuyor.
Susmaktan başka yapacak bir şeyi yok, çaresiz.
Yarın daha geç olmasın, günahsız bedenler solmasın diye bu ses.
Bu ses Yozgat'ın sesi…
Dikkate alırsınız veya almazsınız, dedim ya vicdanlara seslendim ben.
Gerisini Allah'a havale ediyorum!
Allah sağlıktan ayırmasın.