Bu satırların amacı benim başıma gelenlerin, yaşadıklarımın bir kere daha tekrar etmemesi, aynı şeylerin başka insanların başına gelmeden ‘belki’ birilerini önlem alma ihtiyacını hissetmesi.
Aslına bakarsanız Bozok Doğum ve Çocuk Bakımevi ile ilgili konuyu daha önce gündeme getirmek istemiştim. Birkaç kez yüzeysel de olsa bu güne kadar hastane bünyesinde yaşanan olaylara değinmeye çalıştım.
Özellikle de küçük kız çocuğu Sudenaz’ın göz göre göre ölmesinin ardındaki nedenlere…
Ömrümün sonuna kadar kabullenemeyeceğim bir olay Sudenaz’ın ölümü.
Bu kez konuşacağımız konunun muhataba ne ikinci, ne de üçüncü şahıslar.
Bu kez muhatap bizzat ben ve ailem.
Sözü fazla uzatmadan konuya geçmek istiyorum.
Küçük çocuğu olan mutlaka birkaç kez uğramıştır hastaneye. Allah kimseyi düşürmesin ama çocuk bu çiçek misali soluveriyor hiç ummadığınız bir anda.
Bizim değil Allah’ın, 18 aylık bir oğlumuz var. Üç ay önce ateşlendiğinde gittiğimiz Bozok Doğum ve Çocuk Bakım Evi Acil Servisi’nde yaşadıklarımızdan başlamak istiyorum.
Acil servise haliyle acil hastalar gider. Biz de ateşli, halsiz bir çocukla kucağımızda hastanedeydik.
Çocuğun ateşli olduğunu söylemesek, ya da yaşını, boyunu bilmesek acil servis doktoru bize sorma ya da tespit etme gibi bir zahmette bulunacağı yoktu.
Acil doktorumuz uzaktan gözle (!) muayene etmişti çocuğu.
Zor da olsa ateşini ölçtürdüğümüz o akşamın ardından bir daha aynı yere dönmemek üzere dua ederek oradan ayrıldık.
Taki iki hafta öncesine kadar.
Halsizlik, öksürük ve nefes alma bozukluğu şikayeti ile gittiğimiz Doğum Evi’nde yine aynı doktora rast gelmenin şanslığını yaşadık.
Allah var bu kez biraz daha ilgiliydi. Ama çocuğun nefes bozukluğu sıkıntısı olduğunu söylememize rağmen sadece sırtını dinlemekle geçiştirilen bir muayene gerçekleşmişti.
Mevsimlerin tam da bronşit hastalığına müsait olduğu bir zamanda bir çocuğun akciğerlerinden röntgen çekmek çok da zaman almazdı diye düşünüyorum.
En azından bronşit olma riski anlatılmış olsaydı, azıcık bilgilendirilmiş olsaydık bir gece boyu 18 aylık bir çocuk ıstırap dolu saatler yaşamayacaktı.
Reçeteye yazılan ilaçları eczaneden alır almaz bir kez daha hastaneye dönmeme duası ile evimizin yolunu tutmuştuk.
Aynı akşamın gecesinde saatler 24:00’ü gösterdiğinde beşikten yükselen ağlama sesi sanırım hastanede yaşadığımız ilgisizliğin ve yetersiz muayenenin en acı tarafıydı.
Biz doktora gittiğimizde çocuk zaten bronşit olduğu için uygun tedavi yapılmadığından gece nefes darlığı baş göstermişti.
Bronşit hastalığının iyice işlediği ciğerleriyle yarım nefes sabaha kadar acı çekti çocuk.
İlgisizlik, dikkatsizlik, tetkik ve tedavide ortaya çıkan zafiyet ilk günün ışıkları ile bizi bir kez daha hastane yollarına düşürmüştü.
Bu kez gittiğimiz adres özel bir sağlık kuruluşuydu. Doktorun ‘Bu çocuk nefes alamıyor, ben bunu nasıl muayene edeyim’ dediği andan sonrasını inanın kelimeler tarif edemez.
Doktorun duyarlılığı sayesinde oksijen odasına aldık çocuğu.
Tedavinin yatarak gerçekleşmesi gerektiğini söyleyen doktor bizi ambulansla acil olarak Bozok Doğum ve Çocuk Bakım Evi’ne gönderdi.
Akşamki acil serviste gördüğümüz ilgisizlik burada da olsa kim bilir başımıza neler gelecekti. Sağolsun doktorumuz duyarlı davranmıştı.
Akşamki ilgisizliğin aksine acilde doktorlar, hemşireler seferber oluyorlardı.
Ama yaşananlar bir anne babanın kalbine yeterince ağır gelebilecek büyüklükteydi.
Gözlerinizin önünde çocuğunuz nefes alamıyor, başında doktor, hemşireler seferber, bir yanda oksijen cihazları…
Düşünebiliyor musunuz manzarayı?
Allah kimsenin başına vermesin.
Acil doktorunun tetkik ve ilk müdahalenin ardından çocuğu yoğun bakıma yatırdık.
Bir gün önce, çok değil 15 saat önce sadece halsizlik ve nefes almada çok az sıkıntısı olan bir çocuk yoğun bakımlık bir hale gelmişti.
Acil serviste başlayan ilgi ve alaka yoğun bakımda da devam etti.
Şükürler olsun oğlumuz Ankara’ya sevk olmadan hastanede daha rahat nefes almaya başlamıştı.
Ama yaşadığımız stres, üzüntü tarifsiz duyguların içine çoktan çekip atmıştı bizi.
Yoğun bakımdaki bir günün ardından normal servise almışlardı bizi.
Allah’a ne kadar şükretsek azdı. Ama yeni bir senaryonun başlangıcından habersizdik… Aklım başıma yeni yeni geldiğinde gözümün önüne hastanede nefessiz 3 saat geçirip, sonra yaşamını yitiren küçük Sudenaz geliyordu.
Devamı yarın