Dimyat Mısır’da, Süveyş Kanalı ağzında ve Portsait yakınlarında bir iskeledir. Eskiden Mısır’ın meşhur pirinçleri, ince hasırdan örülmüş torbalar içinde buradan Türkiye’ye gelirdi.
Dimyat’a pirinç almak için giden bir Türk tüccarının bindiği gemi Akdeniz’de Arap korsanları tarafından soyulmuş ve adamcağızın kemerindeki bütün altınları almışlar.
Bin bir güçlük içinde Türkiye’ye dönen pirinç tüccarı o yıl iflas edecek duruma gelmiş. İstanbul’dan kalkmış, memleketi olan Karaman’a gitmiş. O sene tarlasından kalkan buğdayları da bulgur tüccarına sattığından, kendi ev halkı kışın bulgursuz kalmış… “Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan olmak” sözünün aslı buradan kalmıştır.
Hikâyesi bu şekilde…
Açık şekilde anlamı ise; daha iyisini elde etmek uğruna elindekinden de olmak.
***
Bu sözü sıklıkla duydunuz mu ya da telaffuz ettiniz mi bilmiyorum ama bu mantıkla yaşayan insanların çok olduğunu söyleyebilirim. Sözün ne anlama geldiğini bilmeyenler için hikâyesini ve manasının açılımını sizlerle paylaşmak istedim yazıma başlamadan önce.
Eğer sizde Dimyat’a pirince giderken evinizdeki bulgurdan olduysanız “keşke” dediğiniz bir şeyler var demektir. “Keşke” dememenin kurallarından biri ise; açgözlü olmamaktır. Örneğin; bir yerden iş teklifi aldınız ve şartları var olan işinizden daha iyi diye de bıraktınız yaptığınız işi. Ama gelgelelim yeni işinizde ya huzur bulamadınız ya da verilen sözlerin tutulmadığını gördünüz. Bu durumda hiç yoktan yere işsiz kalmış olmaz mısınız?
Hayatınızda uzun zamandır devam eden bir ilişkiniz var diyelim ve ondan daha iyisini bulduğunuzu sandığınızda terk etme kararı aldınız o kişiyi. Ama gelen gideni aratır derler ya iyi gitmeyeceğini anladınız yeni ilişkinizin. Peki bu durumda hiç yoktan yere yalnız kalmış olmaz mısınız?
Örnekler çoğaltılabilir… Lafı getireceğim yer belli; acele etmeyin bu tür konularda. Elbette daha iyisini istemek herkesin en doğal hakkı ama sahip olduğunuz şeyleri de yabana atmayın.
Değişik bir bakış açısıyla yaklaşmak istiyorum bir de bu konuya. Ne kadar bana katılırsınız bilemiyorum tabi. Bir genç kız düşünelim; güzellik hırsı var ve otuz altı bedenden yukarı bir kiloda olmak istemiyor. Spor yapmaya da vakit ayırmayıp az yemek yemeği tercih ediyor. Sırf güzelleşmek uğruna sağlığından olmasına değer mi sizce?
Hayatımın önceki dönemlerinde bende çok acele kararlar alıyordum ama gördüm ki elimdekilerden de oluyorum. Zamanla daha sakin kafayla düşünmeyi öğrendim. Ve sizlere de naçizane  tavsiyem bu yönde…
O an ki duruma göre hareket etmemiz gerektiğini de unutmayalım. Bir tanıdığımın yaşadığı zor günleri sizlerle paylaşmak istiyorum. Müdür olarak bir şirkette işe başlayan genç, aylarca maaşını alamamış ve işten ayrılırsa hiçbir zamanda alamayacağı korkusundan işi bırakamamış. Sigortası başlamadığı içinde bir şey tutturamayacağını kendiside biliyormuş. Genç, sürekli cebinden harcamış. Bu da yetmiyor gibi şirketin sabit telefonunu gencin üzerine yaptırmışlar, kredi kartlarını kullanmışlar. Güya bir yerde alacakları büyük bir meblağ paraları varmış ve alınca gencin hem maaşını hem de yaptırdıkları borçları vereceklermiş. Tabi nerdeee… Genç, maaşını alamadığı gibi bir de üstüne üstlük hacizlik duruma gelmiş.
Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan olmamak için; bana göre birinci kural; sahip olduklarının kıymetini bilmek ve açgözlülük yapmamak. İkinci kural; kimlere güveneceğini iyi bilmek. Üçüncü kural ise; anlamadığınız ve risk oranı yüksek işlere girişmemek.
Bu konuda sizler neler düşünüyorsunuz ve bana katılıyor musunuz merak ediyorum ve görüşlerinizi e-mail adresime yazmanızı rica ediyorum.
Herkese sahip olduklarıyla mutlu günler…