Sizce bir beden için göz mü daha önemlidir yoksa kulak mı?
    Elbette ki hiçbir insan bedeninden küçük bir parça da olsa kaybetmeyi istemez.
    Siz birini seçecek olsaydınız göz mü derdiniz, kulak mı?
    Göz diyenler de olacaktır, kulak diyenler de.
    Ama ben olsam kulak derdim.
    Allah göstermesin tabi, ama kör olmuş bir insan düşünün. Görmez ama dünyayla bağlantısı kopmuş değildir.
    Görmez ama hisseder, görmez ama konuşuruz, görmez ama duyar.
    Ve daha pek çok işlevi yerine getirebilir.
    Ama duymayan insan öylemidir.
    En yakınıyla dahi irtibatı kesilir. Konuşulanı, anlatılanı, söyleneni duymadığı için doktora gitse çare bulamaz, ezan okunsa vakti bilemez.
    Yolda yürürken otomobilin sesini işitmez, yangın çıksa fark etmez.
    Yeni doğan çocuğunun sesinden yoksun, en sevdiklerinden bihaber olur ev ortamında.
    Kulak bir vücudun kapısıdır aslında. Dünyayla bağlantı kulakta başlar.
    Görmemek insanı eşyadan ayırır, duymamak ise insanı insandan ayırır diyor bir düşünür.
    İşte dil de böyledir.
    Bir insan ha sağır olmuş ha dilde yabancı.
    Bu iş İngilizce bilmeyen bir insanın o dilin konuşulduğu ülkeye tek başına gitmesi gibi bir şey.
    Binlerce insan arasında yalnızdır o insan, halini anlatamaz, meramını dile getiremez, gideceğe yere ulaşamaz.
    Ancak bir tercümana ihtiyaç duyar.
    Sözlükler dili tarif ederken; “İnsanlar arasında anlaşmayı sağlayan tabii bir vasıta, kendisine mahsus kanunları olan ve ancak bu kanunlar çerçevesinde gelişen canlı bir varlık, temeli bilinmeyen zamanlarda atılmış bir gizli anlaşmalar sistemi, seslerden oluşmuş içtimai bir sistemdir” diyor.
    Tarihçilerde milleti oluşturan unsurları beş başlık altında topluyor:
1. Dil birliği
2. Tarih birliği
3. Ülkü birliği
4. Vatan birliği
5. Kültür birliği
    Dikkat edilirse bir insan topluluğunun millet olabilmesi için sahip olunması gereken ilk beraberlik dil birliği şeklinde ifade ediliyor.
    Gaspralı İsmail 1883'te Kırım Bahçesaray'da bu gerçeği şu şekilde beyan etmiş:
    “Dili dilimden, dini dinimden olan bütün Türkler benim milletimdir.”
    Dilin bir toplum için önemini başka türlü anlatamazdık sanırım. Hal böyle iken BTP denilen PKK uzantılı siyasi parti iki dil tartışmasını ortaya attı.
    Güya Kürtlerin savunucusu konumundaki, aslında Kürt katili bu insanlar ana dilimiz Türkçe'nin yanına bir de Kürtçe koymak istiyor.
    Başından beri amaçları bağımsız bir Kürt devleti kurmak, en azından özerk bir yapı oluşturmak olan bu insanların dağdaki ve şehirdeki eşkıya bağlantısı da bu amacı güdüyor.
    Dün Açılım Politikası ortaya atılırken, aslında bu gerçeği vurgulamaya çalışmıştım.
    Siz ne kadar da masumene duygularla ortaya bir açılım atarsanız atın adamların niyeti belli.
    Siz ne kadar kör bakarsanız bakın bir gerçek var, o da Türkiye Cumhuriyeti topraklarında bileri bizi yabancılaştırmak, kökten yani dilden koparmak istiyor.
    Dağdan inen eşkıyaya kırmızı halılar serildiği, bir günlük mahkemelerde salıverildikleri gün aslında bunu anlatmaya çalışmıştım.
    Açılımın içine dinamit koyup patlattılar.
    İşte o dinamitin adı; çift dilli Türkiye tabeli.
    Adamlar bu gün bu isteği cesaretle ortaya koyabiliyorlarsa bunun tek sebebi açılımdan aldıkları cesaret.
    Başında masum ama uygulanma aşamasında tamamen boş ve tavizlerle dolu olan açılım çift dilli bir BTP doğurdu.
    Ve bu gün o BTP sadece dilini değil topraklarını da ayırmak istiyor.
    Çift dilli bir Türkiye demek, yani Kürtçe gibi bir dilin resmi olarak kabul edilmesi demek, bir birine yabancı, ayrışmış, bölünmüş insanlar demek.
    Çift dilli bir Türkiye demek, kulağı duymayan, sağır bir insanın dünyayla bağlarını kopardığı gibi Türk ve Kürt arasındaki bağlantının tamamen kopması,
    Kardeşlerin ayrışması,
    Bağların kopması demek.
    Bu gün bu bağı koparmak isteyenlere cesaret veren her türlü girişimin önü tez zamanda tıkanmalı, çift dil diyenlerin fazlalıkları alınmalıdır.
    Yoksa bu gidişatın adı düpedüz ihanettir!
    Bilmeyen varsa öğrensin.